SON DAKİKA

Ahî Evran ve Ekonomik Kalkınma (I)

Bu haber 06 Ocak 2020 - 9:11 'de eklendi ve 700 views kez görüntülendi.

Sevgili okuyucularım,

Dünya tarihindeki büyük ekonomik değişimleri şöyle sıralayabiliriz:

  1. Tarım ekonomisi: Avcılık ve toplayıcılıktan çiftçiliğe geçiş,
  2. Küçük sanayi ekonomisi: Zanaatkârların bireysel üretimden organize üretime geçişi ve
  3. Büyük sanayi ekonomisi: Beden gücüyle üretimden fabrikalarda makinalarla kitlesel üretime geçiş.

Buna 21. yüzyılda dördüncü bir büyük değişimi ekleyenler var: Dijital devrim veya yapay zekâ denilen büyük değişim.

Ahî Evran-ı Velî, dünya çapındaki değişimlerden ikincisini yakalayan büyük insan. Yani organize üretim yoluyla ekonomik kalkınmanın mimarı. Gerçi Ahî Evran‘ın yaşadığı dönemde Avrupa‘da da Ahîlik teşkilâtına benzer loncalar (Almanca konuşulan bölgelerde „Zünfte“, Britanya Adalarında „the guilds“) vardı. Fakat organizasyon düzeyi bakımından, Ahîlik teşkilâtı daha yüksek bir dereceye sahipti.

Ahî Evran nasıl olmuş da bu ekonomik kalkınma modelini geliştirebilmiştir? Hoylu Ahmed’in oğlu Mahmut, nasıl olmuş da Pîr Ahî Evran-ı Velî olmuştur? Bu sorunun cevabını Ahî Evran‘ın özgeçmişinde aramak gerekir.

Arayışımızın birinci durağı Ahmed Yesevî (ölümü 1166). 1171 senesinde Hoy’da (Van‘ın Özalp İlçesine 60 km uzaklıkta, İran’da) doğduğu tahmin edilen Ahî Evran 19 yaşındayken, tasavvuf eğitimi almak için Ahmed Yesevî’nin talebelerinin yanında müritliğe başlar ve 12 sene eğitim görür. Ahmed Yesevî talebelerinin tekke ve zaviyelerinde müritliğe kabul edilmek için bir kural vardı: Mürit olabilmek için bir mesleği öğrenmek gerekiyordu. Ahî Evran bunun üzerine dericilik (debbağlık) mesleğini seçmiştir. Ve derici ustası olmuştur. Buradaki ana ilke İslâm ve meslek arasındaki bütünlüktü. Dinî eğitim ve meslekî eğitim birbirine bağlı bir bütündü. Yesevîye göre meslekî eğitimsiz bir İslâmi eğitimi eksik olurdu.

Bu bağlamda bir rivayetten bahsedilir. Mevlâna’ya sormuşlar: Allah deyince ne yaparsınız? Allah deyince biz döneriz, demiş. Hacı Bektâş-ı Velî’ye aynı soruyu sormuşlar. Allah deyince biz dururuz, demiş. Ve Ahî Evran’a sormuşlar: Allah deyince siz ne yaparsınız? Ahî Evran şöyle cevap vermiş: Dönen de bizdendir, duran da. Biz Allah deyince çalışır, çalışırken de hep Allah deriz. Bu rivayetteki Allah ve çalışmak kavramlarından da anlaşıldığı gibi, Ahî Evran‘ın ekonomik kalkınma modelinin ana temeli, İslâm ile meslek arasındaki bu bütünlüktür.

Yesevî dervişleri tarafından uygulanan bu İslâm – meslek bütünlüğüne Ahî Evran çok önem vermiş ve ilerde kuracağı Ahîlik teşkilâtını bu ana temel üzerine oturtmuştur. Ahîlik teşkilâtına girenler hem İslâmî eğitim (yani tasavvuf eğitimi), hem de meslekî eğitim almak zorundaydı. İnsanın sadece meslekle yani ekonomik üretimle uğraşmasının iki dezavantajı olabilirdi:

  1. Birincisi İslâmî duyarlılığın zayıflaması
  2. İkincisi de, İslâmî duyarlılığın zayıflamasından dolayı iş ahlâkının bozulması.

Sadece İslâm ile ilgilenmek de yeterli olmazdı. Çünkü insanların belli ihtiyaçları vardı ve bunun için ekonomik üretim gerekliydi. Şu halde burada bir sentez gerekliydi. İslâm ile meslek, tasavvuf ile üretim arasında gerekli olan bir sentez, bir bütünlük.

Ahî Evran‘ın Fahrettin Razî’nin derslerine devam etmiş olması ve onun yanında fen bilimleri (aklî) ve dinî bilimler (naklî) alanında eğitim görmüş olması da, bu sentezi kolaylaştırmıştır. Ahî Evran‘ın şu sözlerinde Fahrettin Razî’nin etkisi apaçıktır:

„Akıl ve ahlâk ile çalışıp,

Bizi geçen bizdendir.“

Böylece Ahî Evran akıl ile gönlü, ahlâk ile mesleği kaynaştırmıştır. Yani bu dünya ile ahiret arasındaki dengeyi tutturmuştur.

Arayışımızın ikinci durağı Bağdat. O dönemde tasavvufun merkezi olan Bağdat. Ahî Evran Horasan’da Ahmet Yesevî’nin talebelerinin yanındaki eğitiminden sonra 1202 senesinde Bağdat’a gider.

O dönemin ilim merkezi olan Bağdat’ta Fahrettin Razî’nin talebelerinden Kirmanî ile tanışır onun kızıyla evlenir. Bağdat’taki en önemli husus, Ahî Evran‘ın fütüvvet denilen teşkilâta girmesi ve fütüvvet tasavvufunu öğrenmiş olmasıdır. Fütüvvet teşkilâtı „i d e a l m ü s l ü m a n“ yetiştirmeyi amaçlıyordu. Fütüvvet anlayışının toplumdaki sosyal ilişkileri düzenleyen kuralları çeşitli fütüvvetnamelerde anlatılmıştır. Ahî Evran ilerde kuracağı Ahîlik teşkilâtının dinî esaslarını fütüvvet anlayışından alacaktır. Yani Ahilik teşkilatının İslâmî yönü, fütüvvet ilkeleriyle biçimlenecektir.

Fütüvvet düşüncesi tarihte şu somut özelliklerle tanımlanıyor: “… kimde Adem’in özür dilemesi, Nuh’un sebatı, İbrahim’in vakarı, İsmail’in doğruluğu, Musa’nın ihlâsı, Eyyub’un sabrı, Davud’un ağlayışı, Muhammed’in cömertliği varsa, … kimde Ebubekir’in acıması, Ömer’in hamiyeti, Osman‘ın utangaçlığı, Ali’nin bilgisi bullunursa, o kişi fütüvvet sahibidir…“

Arayışımızın üçüncü durağı Kayseridir. Hocası ve kayınpederi olan Kirmanî ile birlikte Anadolu’ya gelen Ahî Evran, Selçuklu Sultanı I. Gıyâseddin Keyhusrev’e , Letaif-i Gıyasiye adlı kitabını sunar. Sultan bu kitabı çok beğenir ve Ahî Evran‘ın düşüncelerini destekler. Ahî Evran, 1205 senesinde Anadolu’daki ticaretin merkezi olan Kayseri‘ye gelir ve burada bir derici dükkanı açar. Sultan‘ın, yani devletin desteğiyle, kendi işyerinin bulunduğu debbağlar mahallesinde ilk Ahîlik teşkilâtını kurar. Bu mahalledeki cami ve zaviyede Ahîlik teşkilâtının üyelerine İslâmî ve meslekî dersler vermeye başlar.

Sultan I. Gıyâseddin Keyhusrev, Ahî Evran‘ın ekonomik modeline uygun olarak Kayseri‘de debbağlar için büyük bir sanayi sitesi inşa ettirir ve site Ahî Evran tarafından yönetilir. Bu sitenin başarılı olması üzerine, bu model diğer meslek grupları tarafından da benimsenir. Sultan I. Gıyâseddin Keyhusrev’den sonra tahta geçen (1220-1237) I. Alâeddin Keykubad da Ahî Evran‘ı destekler.

1205-1227 yılları arasında Ahî Evran‘ın öncülüğünde Kayseri‘de, her meslek grubu sanayi birliği halinde örgütlenir. Bu meslek birlikleri Ahî Evran tarafından Ahî tekke ve zaviyelerinde Ahîliğin esaslarını öğrenen müteşebbisler tarafından kurulur.

Arayışımızın dördüncü durağı Konya’dır. Fütüvvet teşkilâtının üyesi olan Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad tarafından „Ehl-i Sanayinin Pîri“ olarak adlandırılan Ahî Evran, 1227 senesinde başşehir Konya‘ya davet edilir. Konya’da müderris ve danışman olarak görev yapan Ahî Evran, buradaki Ahî tekkesinde birçok eser kaleme alır ve talebelerine Ahî düşüncesini anlatır. Sultanın da desteğiyle, diğer Anadolu şehirlerine giden talebeleri vasıtasıyla Ahî teşkilâtı bütün Anadolu‘ya yayılmaya başlar.

Yazımın başında da belirttiğim gibi, zanaatkârların bireysel üretimden o r g a n i z e üretime geçişini saglayan büyük ekonomik değişim bu şekilde başlar.

Sevgili okuyucularım, Ahîliğin bundan sonraki Kırşehir dönemini ve ekonomik kalkınma modelinin esaslarını bundan sonraki yazımda anlatacağım.

Prof. Dr. Ünal ABALI

Prof. Dr. Ünal Abalı
Prof. Dr. Ünal Abalıerayofset@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.