SON DAKİKA

Başkan Yılmaz, Kabir Ziyaretine Katıldı

Genel, Güncel, Manşetler, Özel Haber

BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARINA

Bu haber 29 Ocak 2019 - 9:30 'de eklendi ve 567 views kez görüntülendi.

Alman Uzay mühendisi Werher Von Braun (1912-1977) mehtaplı bir gecede annesine sorar:

“Anneciğim bu yıldızlara gidilmez mi?” Anne:

“Sen hele düz yolda yürümeyi öğren yıldızlara sonra gidersin” demiş.  Von Braun yıllar sonra şöyle diyecektir:

“Bütün başarıların temelinde hayaller saklıdır. Dün anneme bu soruyu sormasaydım bugün uzay mühendisi bir bilim adamı olamazdım.” Ne kadar doğru bir tespit!

Hasan el-Benna bir sohbetinde şöyle der: “Bugünün hayalleri yarının hakikatleridir.”

Avusturyalı kişisel gelişim uzmanı Pat Mesiti’nin bir kitabını okumuştum yıllar evvel. İsmi şöyleydi: “Hayalleri Olanlar Asla uyumaz”

Hayallerinizden ve hayal kurmaktan vazgeçmeyiniz. Hayal, toprağa atılan tohum gibidir. Gün gelir o tohum çatlar, dal budak salar. Yeter ki siz sabırla ve azimle o güne hazırlanın. Eğer inanırsanız o gün çok uzak değildir.

Diyelim ki hayal kurdunuz ama o gün hiç gelmedi, hayalleriniz gerçekleşmedi. Üzülmeyin. Çünkü Müslüman’ın niyeti amelinden hayırlıdır. Niyetleriniz aynı zamanda hayalleriniz değil midir?

Geçen haftalardan birinde Cuma vaazının konusu “Niyet” idi. Hocaefendi o kadar güzel anlattı ki ruhum yerinden çıkacakmışçasına heyecanlandım. Hayallerime hayaller kattım.

Önümüzdeki aylarda seçimler var. Başkan adaylarının hayallerini çok merak ediyorum. Şehirlerine hangi hizmetleri yapmayı düşünüyorlar? Ajandalarında neler var?

Dünya dert ve keder yeridir. Mutluluğu, huzuru koltuklarda, makamlarda arayanlar huzurlarını da, mutluluklarını da, itibarlarını da kaybettiler. Güzel insan olmak, güzel insan kalabilmek zordur. Bunu başarmak, başarabilmek en büyük erdemdir. Saf ve temiz düşünceler zamanla erozyona uğrayabilir, Ali görünümündekiler İbni Mülcem’e dönüşebilir. Onun için hem kendimize, hem de çevremize dikkat etmek zorundayız.

Köşe dönme felsefesine direnen, alın terinin, erdemin, sanatın, inceliğin kazanmasına mesaisini hasreden başkanlar, hem Von Braun gibi hayallerine kavuşabilirler, hem de bizi hayallerimizle buluşturabilirler. Bizim hayalimiz sanatla, estetikle, kitapla, ilimle, irfanla, tarihiyle barışık şehirlerde yaşamaktır. Bir belediye başkanı için bunlar zor şeyler değildir ama öncelikle onun kalbi de Von Braun gibi hayallerle dolu olmalıdır. Sorumluluk bilincine sahip olmayan başkandan ne beklenebilir ki?

Hz. Ali bir gün, Hz. Ömer’i telaş içinde, hızlı hızlı giderken görür ve nereye gittiğini sorar. Hz. Ömer:

“Devlete ait develerden biri kaçmış, onu aramaya gidiyorum” der. Bunun üzerine Hz. Ali:

“Ya Ömer, senden sonra bu milleti idare edecek olanlara ağır bir yük bırakıyorsun çünkü herkes senin yaptığını yapamaz!” der.  Hz. Ömer şöyle cevap verir.

“Ya Ali! Allah’a yemin ederim ki, Fırat kenarında bir kurt bir koyunu kapsa, korkarım ki kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer’den sorulur!”

Evet, bize Ömer gibi idareciler lazım. Ömer, hizmet insanıydı, laf insanı değildi. Bizi hayallerimizle buluşturan başkanlar “lafkolik” değil; işkolik olmalıdırlar. Birkaç şiirle, nükteyle, ayet ve hadisle muarızlarına baskın çıkmaya çalışan, sağa sola caka satan başkanlara ihtiyacımız yok. Devir, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” devridir; mangalda kül bırakmayanların değil.

“Onlar iktidarı ele geçirdiklerinde yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için çalışırlar…” (Bakara, 205)

Bu yönetici tiplerini bu millet çok gördü. Bugünkü ruhi ve fikri çöküşümüzün temellerini Onlar attı. Bugün onları hatırlayanlar, ruhlarına hayır duaları gönderenler var mı? Esameleri bile okunmuyor!

Özetle, bizim camiada kitap delilerine “bibliyofil” ya da “bibliyoman” denir. Evet, bizler de kitap delisi gibi hizmet delisi başkanlar istiyoruz. Onların hizmetleriyle şehirlerimizin çağ atlamasını arzuluyoruz. Çok şey mi istiyoruz?

Son sözümüz Yaşar Bahçeci’ye:

Takdir eden az; yeren, geren, döven her daim çok olur. Bu yöneticinin kaderidir. Ateşten elbise giymektir yöneticilik. İmamı Azamların kabul etmediği görevlere talip olmak ve o görevlere gelmek ateşten gömlek giymek değil midir? Hz. Musa’yı kırk sene çölde dolaştıran, kendisine türlü türlü eza ve cefa çektirenler, Firavun’un zulmünden kurtardığı mazlumlar değil miydi? Yirmi senedir Kırşehir’deyim. Dünün mazlumları, dünün “çöp-çukur-çamur” günlerini unutup bugünün zalimleri olabilirler ama biz

gene de Musa olmak zorundayız. Çünkü Musa olmak tam da böyle bir şeydir. Musa’nın yanında “damla” olmayı, Firavun’un yanında “derya” olmaya tercih edenlere selam olsun.

Abdulbari KARABEYESER
Abdulbari KARABEYESERabdulbarikarabeyeser@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.