Bozlağın Piri Muharrem Usta | Kırşehir Aşıkpaşa Gazetesi

SON DAKİKA

Kırşehir’den Elazığ’a Destek

Genel, Güncel, Manşetler

Bozlağın Piri Muharrem Usta

Bu haber 03 Aralık 2019 - 9:45 'de eklendi ve 21 views kez görüntülendi.

 

Ben çocukken köy düğünleri güzün olurdu, sebebi bütün temel gıda ihtiyaçlarını herkes kendisi üretirdi,  öküz ve at ile tarım yapılırdı, orak tırpan, dırmık, dirgen kulanılarak insan gücü ile ekilip biçiliyor, harman yerine at arabası veya kağnı ile taşınıp harman edilir, bir iki ay da düven ile sürülür, yaba ile  tınas atılıp  dane samandan ayrılır, harmandan kalkma denirdir ve hasat edilen mahsül satılır paraya dönüştürdü.

Akebinde zebzeler, meyveler ve üzüm kurutulur, bağbozumu başlar pekmez, ekşi, reçel, turşu, salça, yağ, peynir, çökelek, tarhana, erişde, mantı  gibi temel gıda  ihtiyacıları hepisi elemeği ile yapılır, un öğütülüp, kış ekmeğide yapılınca, mevsimde güz olur, herkesin işi gücü biter, elleri boşalır, düğün hazırlıkları başlar. Yerli mahsüllerden binbir çeşit dügün yemekleri yapılırdı, o zamanlar elektronik çalgılar yokdu, saz, keman, ritim hepsi karadüzendi, düğün yemeklerinde keyveni denen tecrübeli kadın aşçılartarafından doğal yapılırdı.

Kırşehir ve çevresinde düğünler Cuma günü bayrak kaldırarak başlar, pazar günü biterdi, üç gün olurdu, düğünler davul, zurna eşliğinde bölgemize has oyunlar ile halaylar çekilir, düğüne davetliler gelirken davulcuya okuntulu geliyor, vur usda vur, derlerdi, ince çalgı ile fasıl odalarda olur, ustalar  sazı akort ederek bir bozlak söyleyerek fasıla başlardı.,bozlak söylenirken köçek entaresini giyer, parmaklarına zillerini takar hazırlanır. Saz, keman, darbuka  ve bazen cümbüş veya glarnetten olan ekip oyun havasını çalar ve köçek de  zil ritimi ile ortada oynardı.

Davetlilerin attıkları bahşişi ters takla ağzı ile alırdı, enstürümanlar elektironik deyil hepsi doğaldır.

İşde ben o günleri yaşayarak geldim.

Muharrem usta ve oğlu Neşet Ertaş’ı 1960 yılında halamın oğlunun düğününde gördüm. Kalkdı göç eyledi avşar elleri, Dinekdağı yeni geldim gurbetten, yağdıyağmur yine bozuldu hava Ezelden gamlısın sen Çukurova bozlağı ile çocuk yaşda  tanıdım. Oğlu Neşet Ertaş da babam ısrar etti, keman ile bir bozlak söylemiştin. Neşet de Lütfü amca ben keman çalmayı bırakıp saza döndüm ama hatırınıza bir bozlak söyleyeyim dedi ve Akşam olur kırat yemez yemini, çaktım sikkesini de gever gemini, ben sürmedim eller sürsün demini bozlağı ile tanıdım. Ortaokulu Sarıyahşide okurken Muharrem Usta oradaki düğünleri çalmaya  gelirdi, kendisinin ve sesinin hayranı olduğumdan hep dinlerdim. 1970 lerin başında sanata ve ticarete atılarak bende Kırşehir’e geldim ve  amcam Kadir Düğer’in önceden Kırşehir’e göçüp Bağbaşı’na yerleşip, bakkal dükkanı açması vesilesi ile abdallarla  temasım daha fazla olmaya başladı.

Bu şairlikde bende ilk okul yıllarından başlar, merakımdan  dosdluk ilişkilerimiz devamedip geldi. Geycek’ li Aşık Hasan’ın torunu  Hüsamettin Ekim ile ziyaratimizin birinde abdallık hakkında Muharrem Usda ile sohbetimizde kendilerinin ve aşiretinin Horasan dan gelme Türkmen boyu olduklarını, Halep, Urfa, Antep, Maraş üzerinden o zaman Konya’ya bağlı olan Aksaray’a  geldiklerini, Alakilise denen köyde uzunsüre kaldıkdan sonra, babası zurnacı kara Ahmet’ in Kırşehir’in Yağmurlu Büyükoba köyüne geldiğini kendisinin Yağmurlu da doğduğunu sülale olarak bize Deveciler denir ama biz Garibik demişti.

Abdalların Aksaray Ortaköy Kümmet’te, Hacıbekdaş Engel de Ankara’nın Şereflikoçhisar  merkez, Bala ilçesi ne bağlı Ebilhas da Kırıkkale, Keskin, Kaman, Çiçekdağ, Yerköy ve Yozgat’a dağıldıklarını, İç Anadolu insanının abdallara sahip çıkdıklarını söylerken toplum da küçük görüdüklerini ve dışlandıklarını, alevi ve çingen olmadıklarını Türkmen olduklarını ama herkese karşı saygılı olduklarını, mesleklerinin usdalık olduğunu, ekmeklerini bu yoldan temin ettiğini anlattı. Ahhh işde bizler garibik derken  gözleri yaşardı, Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesine yerleşdiklerini ve Kırşehir’e minnettarlığını anlattı.

Yine Hüsamettin Ekim ile bir ziyaretimizde herzamankı gibi bizleri evinin merdiveninde karşıladı, şimdiki evinin girişde sağdaki yastık ve minder ile döşeli odaya oturduk. kapıda eşeği  bağlı, semeri heybesi evin çardağında, oturduğumuz odanın bir köşesin de kafesde kekliği, diğer köşesinde sazı köşede asılı idi. Benim en çok arzum Muharrem usda ile eskiye dönük sohbet olurdu. Kendisi maddi sıkıntı içinde idi ama herzaman Allah dövletimize ve milletimize zeval vermesin, bu günlerimizi aratmasın diyerek Allah’a şükrederdi. Sanayi ve Ticaret İl Müdürü olan Hüsamettin Ekim odnunu kömürünü belediyeden temin edilen araç il göndermiş, gara müdürüm Allah sizden razı osun, ilginizden Allah razı olsun diye teşşekkür etti.

 

MİSAFİRE KARŞI GÜLEÇDİ YÜZÜNÜ,

KULAĞIMDAN GİTMEZ O GÜNKÜ SÖZÜN,

MERHABA DOSTLARIM HANEMDE SİZİN,

DİYE BİZE HÜRMET ETTİ MUHARREM.

 

SÖYLEDİĞİ BOZLAKLARIN HASIYNAN,

AÇDIKLARI  KULAKLARIN PASIYNAN,

AYDOS DİYEN İNCE YANIK SESİYNEN,

NİCE ACILARI YUTTU MUHARREM.

 

DERTLİ İDİ DEŞMEYİM BU YARAYI,

FAKİR İDİ BULAMAZDI PARAYI,

YOKDU ZATEN KÖŞKÜ İLE SARAYI,

SOĞUK VİRANEDE YATTI MUHARREM,

 

İBRAHİM DER DOLDURMADIN DESDİNİ,

DOSTLARINA SERDİN GÖNÜL POSDUNU,

KIRŞEHİR DİKDİ YA SENİN BÜSDÜNÜ,

ÖLÜNCE ELİNDEN TUTTU MUHARREM.

 

Hanımına Arzı şu tahtamı bir verin, şu bizim uşaklardan da çığırın dedi, ellerinde keman ve darbuka ile iki delikanlı geldi, sazını eline aldı, keman eşliğinde önce bir saza akort yaptı. Merhaba dostlarım hanem sizindir diye başladı. Avşar bozlağı, Dinekdağı yeni geldim gurbetten, Gozel izmir duman gitmez başından bozlaklarını söyledi. Acem kızını söyledi, hiç duymadığım birtürkü  Alim gitti geledi diye başladı ve ağladı. Oğlu Ali İzmir’e gitmiş ona söylediğini anlattı.

Sohbet Neşet den açıldı. Neşet Ertaş Almanya’daydı  derin bir of çekdi Küsmedim Neşedim kahrettim sana diyerek türküye başladı, Allah işini gücünü ras getirsin, izine gelen arkadaşları ile hediye gönderir, her ay  para göderir ama yarısını kendimden daha düşkünlere verince kalan para bana yetmiyor, nüfus kalabalık bende yaşlandım vaziyetim belli ehhhh Allah büyükdür dedi. O zaman her evde telefon yokdu, her onbeş günde Bekdikli Bakkal Kadir ağanın dükkanını arar, Kadir agada beni çağırır orada görüşürüm diye sohbete devam ederken  hanımına Arzı ben ölünce sazımı gara müdürüme verin dedi. Bir yıl sonra vefat etti. Hüsamettin den sordum, Muharrem Ustanın sazı ne oldu Aldınız mı dedim, hayır  oğlu Cemal 150 tl ye satmış. Bir şiirimde  bahsettim ve sonra Hüsamettin Ekim bana telefon etti,  Neşet Ertaş tekrar sazı  satın almış çok sevindim dedi. Muharrem Ertaş’a yazdığım şiirin birindeki bir dörtlükde bahsetmiştim.

 

 

 

SAĞ İKEN EL SÜRMEK KİMİN HADDİNE

EMANET ETMEDİN KENDİ CEDDİNE

SAZI VERİN DEDİN HÜSAMEDDİNE

SEN ÖLÜNCE CEMAL SADDI MUHARREM.

 

Abimin oğlunun düğünün de usda olarak zurnacı rahmetlik  Ayvaz usda ve Aydın Çekiç gil gelmişti, arkadaşım Muzzaffer Tekeli okuntulu geldi, yine sohbet abdallıkdan açıldı, dediki nerede Cerit ve Beydili boyları var, orada abdal var, yine Urfa, Antep, Maraş, Aksaray, Ortaköy, Hacıbekdaş, Kırşehir, Kaman, Çiçekdağ, Keskin, Kırıkkale, Şerefli koçhisar, Bala, Yozgat’tan bahsetti saatlerce anlattı. Muharrem Ertaş’ın sözlerini teyyit ederek anlattı. Dediki kendini ve tarihini bilmez cahiller,  toplumda bizi ve mesleğimizi  hakir görüp dışladılar, biz abudalız dedi, abudal şiirini okudu ama Ayvaz usdanın derin bigisi vardı. Kırşehir Kentkonseyi olarak rahmetlik Sedat Gürses ile  bir söyleşiyide kayıt altına aldık.

O tarihlerde bizim köyümüz Ankara’nın ilçesi Şereflikoçhisara bağlı idi, 1989 da Aksaray il olunca bizim köyü Aksaray’a bağladılar. Aksaray İl Kültür Turizm Müdürü Mustafa Doğan’a Muharrem Ertaş’ın Aksaray Alakiliseden geldiklerini anlattım, orasının ıhlara vadisin de olduğunu isminin Belisırma köyü olduğunu söyledi.

Ben abdalları bal arısına benzetirim, her bölgenin kültürünü de, çiçeğe  benzetirim, arıların çiçekden çiçeğe polen aşıladığı gibi, abdallar da kuşakdan  kuşağa kültürümüzü taşıyan elçileridir, bu görevi zor şartlar altında asırlarca devam ettirip günümüze  kadar taşıyan   insanlardır, hani derler ya bu dünya imtihan yeri abdallar gözü gönlü tok sabretmesini, şükretmesini, payaşmasını bilen hakka, hukuka saygılı, vatanına bayrağına bağlı bir gönül insanları olduklarını herkes bilir. Hiç kimse ile adliyelik vakaları olmaz, Neşet Ertaş’ın oğlu  Hüseyin geçtiğimiz eylül ayında yapılan Neşet Ertaş’ ın anma etkinliğinde Neşet Ertaş  Kültür Merkezindeki  Muharrem Ertaş  salonu protokol  basın ve izleyici davetliler ile  tıklım tıklım dolu iken yapdığı konuşmasında abdalların madden ve manen sıkıntılarını anlattı, bir kez de Hüseyin’ in ağzından dinledik, bu dünyada ne kadar ezik yaşayıp, ne çileler çektiklerini, ey bozlakların babası Muharrem usda hayatını yoksulluk ve maddi sıkıntılarla geçirdin, 71 yıllık ömründeki çileli yoldan, yılıp usanmadan yürüyerek menzile ulaştın, hani sık sık söylerdiniz ya, Allah dövlete ve milletimize zeval vermesin, ne kadar güzel söylemiştiniz, o sözleri söydediğinizde ben çok genç idim, ne demek istediğinizi pek anlıyamamışdım, yıllar sonra ülkelerini terkedip ülkemize sığınan Suriyeli, Iraklı, Afganistan’lı göçmenleri görünce anladım devletsiz milletin olamıyacağını, devletin ve milletin önemini vurgulamışdın, işde o dövlet, o millet kendinizin  ve emekdar eşşeğiyin heykelini dikdi. Konferan salonlarına ve caddelere adınızı verdiler, Muharrem usda sen ölmedin bırakdığın eserlerin ile bu milletin gönlünde yaşıyorsun. Allah rahmet eylesin  mekanın Cennet olsun.

 

BOZLAĞIN BABASI MUHARREM ERTAŞ

Kıymetini bilmeyenler dışladı,

Ekmek aşı yok soğuk damda kışladı,

Mahallenin çocukları daşladı,

Cahili dikate almadın usda.

 

Basardın bağrına meydan sazını,

Çok dinlettin bize acem kızını,

Avşar bozlağının yanık sözünü,

Söyleyip ağladın gülmedin usda.

 

Ah çektin sen kerem gibi yanarak,

Çok dolaştın sokaklarda sinerek,

Ömür boyu hep eşeğe binerek,

Bu dünyada huzur bulmadın usda.

 

Mana vardı türkülerin sözünde,

Dünya malı mülkü yoktu gözünde,

Abdal idin edep vardı özünde,

Kimsenin hakkını çalmadın usda.

 

Yağmurluda öğrenince işini,

Gırtıllar da eş dost derdi başını,

İbiklide kaybedince eşini

Küstün Çiçekdağ’ da kalmadın usda.

 

Yükleyip göçünü dağları aşdın,

Yozgat, Kıkıkkale, Yerköy dolaşdın,

Keskin’den de Kırşehir’e ulaştın,

Çok çileler çekdin yılmadın usda.

 

Felek senin yollarını bağlattı,

Acımadı hancer vurdu ağlattı,

Gözyaşını bir sel gibi çağlattı,

Akan yaşlarını silmedin usda.

 

Diyardan diyara konup göçtünüz,

Gönül kapınızı dosda açtınız,

Bu fani dünyadan gelip geçtiniz,

Yolunu yanlışa çelmedin usda.

 

İbrahim der tek odada oturdun,

Son ömrünü Bağbaşı’nda bitirdin,

Neşed’i de avucuna yatırdın,

Heykelin dikildi ölmedin usda.

Bekdikli Halk Ozanı İbrahim DÜĞER

Avatar
İbrahim Düğerasikpasagazetesi@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.