BÜYÜKANNEMİN FOTOĞRAF KUTUSU-2 (Işığı Besleyen Karanlık) | Kırşehir Aşıkpaşa Gazetesi

SON DAKİKA

15 Dönüm Arpa Tarlası Yandı

Genel, Güncel, Manşetler

BÜYÜKANNEMİN FOTOĞRAF KUTUSU-2 (Işığı Besleyen Karanlık)

Bu haber 08 Ocak 2019 - 10:06 'de eklendi ve 721 views kez görüntülendi.

Neden Yazmaya Başladım

Önceki yazımda da dediğim gibi çocukluğumda büyükannembana, içine siyah-beyaz resimlerini koyduğu, piramit şeklinde bir fotoğraf kutusu çıkarır ve aile geçmişimize dair hikâyeler anlatırdı. Fakat hikâyelerini genellikle, “Yavrum işte böyle, ömrüm acı ve çile çekmekle geçti, ışıklı dünyaya bakmadım hiç.” diyerek tamamlardı. Çok etkilenirdim bu metafordan; üstelik annem bile zaman zaman ve farkına varmaksızın, aynı metaforu kullanırdı. Sanırım o günlerde “ışıklı dünya” dedikleri şeyi tam anlayamamıştım ama bu deyişiasla unutmadım. Çünkü onların ışığını besleyen karanlıktı.

Belki de hayatımızdaki temel soru şudur: “Kendimi ve başkalarını nasıl daha iyi anlayabilirim?” Ben de nihayet, birçok akrabalardan topladığım fotoğraflardan ve bunlara dair büyükanneme anlattırdığım hikâyelerden sonra, anladım ki, insanlık durumları sürekli değişir ama bir bakıma da hiç değişmezler. Çünkü bırakın cep telefonunu, normal telefonun bile olmadığı, lüks lambasıyla aydınlatılmış tek göz odalarda yaşayan, o eski devrin insanları, bizimle aynı korkuları, sevinçleri ve istekleri paylaşıyorlardı. Yani fotoğraf öykülerini dinledikçe bir süre sonra, benzerliği görmeye başlıyordunuz. Öyleyse zaman değişir ama insanlar değişmezdi. Evet, önemli bir şey keşfetmiştim: İnsan sadece mutlu olunca değil, acı çekince de gelişebilirdi. Hatta daha ziyade insan, acıdan besleniyordu. Bana bazen soruyorlar, kitaplarını nasıl yazıyor, nasıl üretiyorsun diye. Diyorum ki çünkü hayatım çok güzel değil. Zaten mutluluk bize fazla gelir. Bünyemiz kaldırmaz mutluluğu ve biz ACIDAN BESLENİRİZ. Karanlıkta görürüz. Neşet dayımızın da dediği gibi ”Çekmediğimiz derdin türküsünü yakmayız biz.”  Dediğim gibi ta çocukluğumdan beri içimde bir eksiklik ve huzursuzluk duygusu vardı ki, sanırım bu duygu beni yazar olmaya itti. Zaten sanatçıyı sanatçı yapan da varlık değil yokluk, ya da bir tür eksikliktir. Şimdi sorarım size, Neşet Ertaş Zahide’sine kavuşsaydı, kendisinden “Zahidem” gibi bir şaheser çıkar mıydı ortaya?

Öyleyse bizim “yaşamımız” dediğimiz şey aslında, hangi duygularla iletişime geçtiğimizle çok alakalıdır; çünkü en derin düzeyde hissettiğimiz duygular, beynimizin çiçekleri, yaşamımızın kalitesini belirliyorlar. Biliyor musunuz, bazen yazarken beynimin düşünce ve duygulardan yandığını duyuyorum ve bunun, bir zeytinyağı lekesi gibi, tüm ruhuma yayılmasını önleyemiyorum.

Aslında benim fotoğraf öyküleriyle hayal kurmaya başlamam, herhangi bir roman okurunun yaptığından farksız bir işti. Çünkü kendi hayatımın anlamını, hem kendimin hem de başkalarının deneyimleri aracılığı ile bulmaya çalışıyordum. Öyleyse edebiyatın, romancının da temelde yaptığı budur. Edebiyat başka insanların hayatlarını incelemenin yegâne yollarından biridir. Burada “edebiyat, romancılık nedir ve yazarın temel görevleri nelerdir, hangi işlevleri yerine getirir,” sorularının da cevabını vermiş oluyoruz ama konuya biraz daha açıklık getirelim isterseniz:

Birdenbire aklıma gelen çok basit bir örnek var: Diyelim ki yolda aracınız bozuldu ve yanınızda oturan arkadaşınız da, bir oto tamircisi. Fakat arkadaşınız, aracı tamir edecek yerde tutup size bir sürü teknik bilgi içeren ve kendisinin ne kadar iyi bir usta olduğunu belirten cümleler kuruyor, anlamadığınız bir takım belgelerden bahsediyor. Ne yaparsınız? Sizin için önemli olan arkadaşınızın ne kadar usta bir tamirci olduğu, hangi belgelere sahip bulunduğu değil, arızanın giderilmesi, yani karşınızdaki tamircinin bir işlevi yerine getirmesidir değil mi? İşte bunun gibi, yazarın ve edebiyatın da bir işlevi olmalıdır.

Şimdi tutup kimilerinin yaptığı gibi size kitaplarımın ne kadar sattığından, ne kadar tanınmış ve ünlü bir yazar olduğumdan falan bahsetmeyeceğim. Çünkü bunun bozuk olan araca hiçbir faydası olmayan tamirci gibi, beyhude şeylerden bahsetmek olacağının farkındayım. Eğer yazar olarak benim okuyucuya bir faydam yoksa, hayatında karşılaştığı önemli bir probleme açıklık getiremiyorsam, yazdığım kitaplar, kesilen ağaçlara değmiyorsa yani bir işlevim yoksa, kitap yazmanın da hiçbir anlamı yok. Zaten benim aldığım unvanları, ünlü olup olmadığımı, sosyal medyadaki takipçi sayımı merak etmelerini beklemiyorum okuyucularımdan. Öyleyse gelecek yazımızda temelde edebiyat nedir, hangi işlevi yerine getirir bunlarla devam edelim isterseniz.

 

Tuncay AYMELEK
Tuncay AYMELEKtuncayaymelek@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.