FOTOĞRAF HIRSIZI | Kırşehir Aşıkpaşa Gazetesi

SON DAKİKA

6 Katlı Bina Karantinaya Alındı

Genel, Güncel, Manşetler

FOTOĞRAF HIRSIZI

Bu haber 13 Nisan 2020 - 10:01 'de eklendi ve 7.723 views kez görüntülendi.

 

Geçmişine ve sevdiklerine çok bağlı, durup durup onları anımsayan ve anlatan bir büyükannem vardı. Sözlükte ‘sevgide bağlılık’ anlamına gelen,vefa dediğimiz şeyin tam kendisiydi…

Çünkü piramit şeklinde, siyah-beyaz fotoğraflarını koyduğu bir fotoğraf kutusu vardıve zaman zaman onu çıkararak, bana, aile geçmişimize ait hadiseler anlatırdı. Bense o böyle, fotoğrafların nerede ve nasıl çekildiğini, sonra o günlerde belli başlı neler olup bittiğini, öyküleyici bir dille anlatırken, kendimi atalarımın yerine koyar, hayal gücümü işleterek, yaşananları gözümde canlandırmaya çalışırdım. Romanyazarı olduğum için şimdi, yazarlığın da işte böyle, en başta empati (duygudaşlık) yeteneği istediğini ve insanın kendini başkalarının yerine koydukça, giderek, hem onları anlamaya hem de bir miktar benzemeye başladığını görüyorum.

Fakat hayal gücümü besleyen bu fotoğraflarla birlikte, bir zaman sonra, diğer akrabalarımda da (teyze, dayı vs.) başka eski fotoğraflar aramayakoyuldum. Artık nedenini bilmeksizin, tıpkı bir fotoğraf hırsızı gibi, yakın akrabalarımın albümlerinden aşırarak,eski aile fotoğrafları biriktiriyordum. Derken bu fotoğrafları büyükannemin piramit kutusunun raflarına, çekildiği tarihlere göre sıralamaya da başladım. Sonunda o piramidin en tepesine koyacağım,en eski fotoğrafı çok merak ediyordum.

Şimdilerde, biraz durup düşündüğüm zaman, “acaba, diyorum, ”temelde aradığım şey neydi, ne bulmayı umuyordum o fotoğraf öykülerinde?” Geçmişte yaşamış o insanların hayatını, bir düşünce ya da bir duygu etrafında birleştirmek istediğim için mi, bunu yapıyordum, bilmiyorum. Fakat ister farkında olarak, isterse olmayarak, bir merkez arayışında olduğumu söyleyebilirim. Büyükannemi de ele geçiren, duygusal bir merkez…

Kimi zaman da yaşlı kadınla bir divana oturup, siyah-beyaz Türk Filmleri izlerdik. Büyükannem siyah beyaz düşünmemizi sağlayan o filmlere bakarak, bana, ayrıntılarını şimdi unuttuğum gizemli öyküler de anlatırdı. Yalnız öyküleri, tıpkı televizyondaki o filmler gibi otomatik pilota bağlanmıştı; yani siyah-beyazdı, iyi hep iyi, kötüde hep kötüydü… Zaten ben de seksen yaşındaki büyükannemden yalnızca büyükannem olmasını istiyordum; bir öykücü falan olmasını değil. Bununla beraber sürüp giden hayatıma baktığımda durum hiç de siyah-beyaz değildi. Hâsılı,yaşadığımızhayat,sorunları ve soruları çok daha karışık bir labirentten (dolambaç) farksızdı.

Diğer taraftan, kederli öyküler bile anlatsa, büyükannemin evinde, gıcırdayan taban tahtalarından ve kutsal topraklardan getirdiği, çeşit çeşit esans kokularından çok hoşlanıyordum. Evet, tıpkı eskiden olduğu gibi benim için geçmişten ve çocukluğumdan pek çok hatıra saklayan, tanıdık ve çekici bir yığın eşyayla dolu o dairede, şimdi bile çok mutlu oluyorum. Sanırım biraz da bu yoğun mutluluk duygusu beni atalarımın hikâyelerine doğru çekiyordu. Diğer yandan ta o günlerde bile büyükanneme bir roman yazacağımı söylüyordum ve kadın da hatıralarının kaybolmayacağını düşünüp, benzer bir mutluluğa kapılıyordu hemen.

Fakat acaba o eski günlerin birçok ayrıntısını, hala nasıl olup da hatırlayabiliyordu? Bir gün bunun sebebini sordum ona. Hafızasının çok güçlü olup olmadığını öğrenmeye çabaladım. Kadın cevap olarak bana fotoğrafların da bir dili olduğunu ve onların, sadece eski günlerin görüntülerini değil, duygularını da, potansiyel bir enerji gibi depoladıklarını kast eden, bir takım garipşeyler söyledi. Böylece anladım ki duygular, hayatın temel gücüydü. Büyükannem için ise, bu duyguların en başındavefa duygusu geliyordu. Yani sevgide bağlılık…Hem öyle bir bağlılıktı ki bu, sevdiklerimizi anımsamak için illaki belleğe ihtiyacımız olmayan, hücrelere kadar işlemiş bir bağlılıktı…

Nihayet, birçok akrabalardan topladığım fotoğraflardan ve bunlara dair büyükanneme anlattırdığım, garip hikâyelerden sonra, anladım ki, insanlık durumları sürekli değişir ama bir bakıma da hiç değişmezler. Çünkü bırakın cep telefonunu, normal telefonun bile olmadığı, lüks lambasıyla aydınlatılmış tek göz odalarda yaşayan, o eski devrin insanları, bizimle aynı korkuları, sevinçleri, kaygıları ve istekleri paylaşmışlardı hep. Anlayacağınız, fotoğraf öykülerini dinledikçe bir süre sonra kuşaklar arası benzerliği görmeye başlıyordunuz. Öyleyse zaman değişir ama insanlar değişmezdi. Evet, önemli bir şey keşfetmiştim.

Bir de şunu öğrenmiştim ki ‘yaşananları sadece beynimiz değil,  ruhun ve hücrelerin belleği, yani duygusal ya da hücresel bellek de depolayabiliyordu.”

Belki de hayatımızdaki temel soru şuydu: “Kendimi ve başkalarını nasıl daha iyi anlayabilirim?” Diğer yandani benim çocukluğumda yaptığım, herhangi bir roman okurunun yaptığından farksız bir işti. Çünkü kendi hayatımın anlamını, hem kendimin, hem de başkalarının deneyimleri aracılığı ile bulmaya çalışıyordum. Edebiyatın, romancının da temelde yaptığı iş budur. Edebiyat, başka insanların hayatlarını incelemenin yegâne yollarından biridir.

Ama işte bazen sevgide öyle ileri gideriz ki, bu vefa ve bağlılık duygusu, bizi, tıpkı büyükannem gibi edebiyatın, hatta unutmaya mahkûm olan, alelade bir belleğin dahi üstüne çıkarıverir…

Tuncay AYMELEK

Tuncay AYMELEK
Tuncay AYMELEKtuncayaymelek@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.