HERŞEYE RAĞMEN TASAVVUF -1 | Kırşehir Aşıkpaşa Gazetesi

SON DAKİKA

Esnaf, Yeni Döneme Duayla Başladı

Genel, Güncel, Manşetler

Kaman’da Metruk Binalar Yıkılıyor

Genel, Güncel, Manşetler

HERŞEYE RAĞMEN TASAVVUF -1

Bu haber 01 Ağustos 2019 - 10:22 'de eklendi ve 401 views kez görüntülendi.

            Münir Arıkan’ın “Aile Zekâsı” kitabını okurken Tokyo Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Masumi Toyotome ile tanıştım. Münir Arıkan, onunla tanıştığı için kendisini şanslı addediyor. “Eğer onunla tanışmasaydım bugünkü ben olmazdım” diyor ve ekliyor: “”İyi ki onunla tanıştım ve hayat rotamı onun gösterdiği pusulaya göre, kötü yoldan iyi yola çevirebildim.”

            Dr. Masumi Toyotome ne yapmışta Münir Arıkan’ın üzerinde bu kadar etkili olmuş dersiniz? Aslında hiçbir şey yaptığı söylenemez. Tek yaptığı şey sevgi üzerine birkaç söz söylemiş olmasıdır. Bazen küçük bir kıvılcım büyük değişim ve dönüşümlere kapı aralayabilir. Yeter ki antenlerimiz açık olsun. Musa (as) ailesiyle birlikte Mısır’dan çıkarken Tur-i Sina Dağı’nın eteklerinde bir ışık görmüştü, küçük bir ışık, daha doğrusu bir ışıltı. Ama o ışıltının içerisinde kendisine peygamberlik hediye edilmişti.

Musa, bu ışıltıyı yola çıktıktan sonra, yoldayken görmüştü, evinde,  bağında otururken görmemişti. Yani mesele yolda olmaktır. Siz yolda olursanız bir şeyler olur. Yol nedir? Maksada, hedefe, menzile, çileye talip olmaktır, bunların üzerine üzerine yürümektir. Arıkan’ın kalbi arayış içerisinde olmasaydı Toyotome ile karşılaşmayacaktı, onun mesajına uyanamayacaktı, onun yaktığı ışığı göremeyecekti.

Biz, o ışığa uyanmak için yaratıldık. Varlık sebebimiz budur. Kötü başlayan maceramızı iyiyle değiştirmek için… Cennetten bunun için kovulduk. İyi hal raporu alarak yeniden evimize, yurdumuza döneceğiz. Bizim evimiz orasıdır, cennettir. Oraya torpille falan değil, hakkımızla girebiliriz. Hak etmek için evvela yanlışlardan kaçınmalıyız, doğrulukta ve güzellikte karar kılmalıyız. “Çok geç pişman olanın vay haline!” der Shakespeare. Geç pişmanlık fayda vermez. Gücümüz, kuvvetimiz yerindeyken kendimizi hazırlamalıyız, pişmanlığımızı ispatlamalıyız. Peki, bunun için ne yapabiliriz? Toyotome’nin altını çizdiği nokta burasıdır: Sevgi! Sevgi ışığına uyanmak…  Her şeyin başı sevgidir. Ama hangi sevgi?

Üç Sevgi Türü

            Toyotome bir sevgi uzmanıdır. Sevgi üzerine birçok çalışması bulunmaktadır. Bunlardan birisi “Üç Sevgi Türü” isimli yazısıdır. (Tinh Yeu Nao yani Three Kinds of Love).

Ona göre asıl sevgi, karşılık beklemeden yapılan sevgidir. Meramını daha iyi anlatabilmek için de sevgiyi üçe ayırır: Eğer Sevgisi, Çünkü Sevgisi, Her Şeye Rağmen Sevgisi.

Toyotome, üç sevgi türünü inceledikten sonra sonuncusu üzerinde, Her Şeye Rağmen Sevgisi üzerinde durur. Asıl ve gerçek sevgi budur, der. Bizim de üzerinde durmak istediğimiz sevgi budur. Bu sevgi de, hiçbir şart, karşılık, menfaat, çıkar duygusu bulunmamaktadır. Karşılık bekleyerek yapılan sevgi ticaridir. Ticarette kar ve zarar vardır. Kar ettiğinden dolayı üzülen, zarar ettiğinden dolayı sevinen hiçbir tüccara rastlayamazsınız. İbrahim peygamber ateşe atıldığında kaşlarını bile çatmadı, gelen yardımı elinin tersiyle itti. Neden? Çünkü onun sevgisi her şeye rağmen sevgisi idi. İlk mutasavvıflardan Yahya b. Muaz, “Gerçek sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde azalmayandır” der.

Meselenin daha iyi anlaşılması için Toyotome’nin altını çizdiği üçlemeyi biraz açalım.

  1. Eğer Sevgisi (If Love): Bu beklentileri karşılama sevgisidir. Sevginin en hafifidir. Beklentiler karşılanmazsa hayal kırıklığı yaşanır. Mesela baba evladına diyor ki sınıfınıpekiyi dereceyle geçersen sana cep telefonu ya da bisiklet alırım. Yaramazlık yapmasan seni müzeye götürüm falan… Burada şart koşma vardır. Eylem, “se, sa”şartlarına bağlanmıştır.
  2. 2Çünkü Sevgisi: (Because Love): Burda da koşullu bir sevgi vardır. Bir şey başarıldığı için ya da bir şey olunduğu için sevgi vardır. Mesela birisi zenginliği, güzelliği, makamı, kariyeri, mezhebi, partisi için seviliyorsa çünkü sevgisi grubuna girer. “Seni seviyorum çünkü güzelsin; seni seviyorum çünkü güçlüsün; seni seviyorum çünkü akıllısın…”

Adam askerde hemşerisini sever. “Seni seviyorum çünkü hemşerimsin” der. Haklı gerekçesi vardır ama yeterli değildir. Dini pencereden baktığımızda da durum değişmiyor.“Şeriat zahire bakar” çünkü şeriat muamelat ilmidir, elbisenin temizliğine bakar, kalbin temizliğine bakmaz. Kalbin temizliğine arifler bakar. Ne demişler “arifin yanında kalbine, âlimin yanında diline dikkat et.”  Mesela “Seni seviyorum, çünkü namaz kılıyorsun!” ya da  “seni seviyorum, çünkü bizim tarikattansın.“ Bütün bunlar “Çünkü Sevgisi” ne girer. Bu sevgi de önemlidir ancak bizim üzerinde durmak istediğimiz sevgi bu değildir. Biz, Yunus’un altını çizdiği sevgiyi arıyoruz, ona talibiz. Ne diyordu Hazreti Yunus?  “Yaratılanı severim yaratandan ötürü.” Asıl sevgi budur. Toyotome’de bu sevgiye işaret eder.

Çevrenizdeki evliliklere bakın çoğu “Çünkü Sevgisi” ile başlar. Birbirlerine delice âşık olanların “çünküleri” vardır. Sosyal medyada birbirlerini hiç görmeden âşık olup evlenen bir çift hatırlıyorum. Evlilikleri kısa sürmüştü ve boşanmışlardı. Görmediğin birine nasıl âşık olduğunu sorduğumda “sesi çok güzeldi” cevabını almıştım. Ses sanatçılarına toplum olarak hayranız zaten! O nazende sesleriyle bizi büyüleyip duruyorlar.

Şöyle bir atasözümüz vardır. “Ağaca yaslanma kurur, insana yaslanma ölür.” Çünkülere yaslanırsanız çünküler bir gün biter. Güzellik için, zenginlik için, makam için, kariyer için severseniz bunlar bir gün biter ve işte o zaman siz de bitersiniz. Sözün özü karşılıklı olan sevgilerin hepsinin kaynağı bir gün biter çünkü fani sevgilerdir.

  1. Her Şey Rağmen Sevgi (In Spite of Love): Toyotome’ye göre asıl sevgi, gerçek sevgi budur. Bu sevgi karşılıksızdır. Yunus’un altını çizdiği sevgidir. Sevilen kişide etiket, makam, güzellik, zenginlik, akrabalık, soy, sop vesaire aranmaz. Karşıdaki insan olduğu için, Allah’ın kullu olduğu için sevilir. Ne diyordu Yunus: “Yaratılanı severim, yaratandan ötürü.” Bizi kurtaracak ve onaracak olan sevgi budur. Bu sevgide insanlar eksikliklerine, kusurlarına, yanlışlarına rağmen sevilir ve değer görür. Çünkü bu sevgi ilahidir, rahmanidir. Bu sevgiden söz eden Japon yazar Toyotome ile Yunus arasında hiçbir fark yoktur. İkisi de meselenin özüne vakıftır. İslam tasavvufunun hedefi bu sevgiyi kalplere koymaktır. Tüm tarikatlar bunun için vardır. Kalp insanı yetiştirmek, Yunus gibilerin sayısını çoğaltmak…Asrı Saadet, her şeye rağmen sevenlerin asrıydı. Onun için model asırdır. Bu model asrı model sevgiyi en iyi yorumlayan ve omuzlayan tasavvuf ilmidir. Tasavvuf ilmi bu açıdan önemlidir ve “her şeye rağmen sevgi” diyenlerin limanıdır tasavvuf.

Her şeye Rağmen Tasavvuf

Toyotome’den ödünçle “her şeye rağmen tasavvuf” diyorum bende. Toyotome’nin “Her Şeye Rağmen Sevgi” açılımının bizdeki karşılığı budur. Karşılıksız sevme ilmidir tasavvuf. Biz bu ruhu kaybettiğimiz günden beri perişanız. Tarihe bakın ne zaman tasavvuf ikliminde toplanmışsak hep güçlenmişiz, hep başarmışız, hep çoğalmışız. Ama bu ruhtan ve iklimden uzak kaldığımız dönmelerde hep gerilemişiz. Sosyal, kültürel, siyasal, psikolojik alanlarda büyük kayıplar vermişiz. Peki, nedir tasavvuf ruhu? Bu ruha nasıl ulaşabiliriz?

Öncelikle tasavvuf nedir ona bakalım. Tasavvuf; İslami ilimlerin zirve noktası, zübdesi ve özü olarak kabul edilmiştir. Zevk ve haz konusunu içine alan bir hal ilmidir. Sünneti yani Resulullahın manevi hayatını yaşamaktır. Kısaca böyle bakabiliriz tasavvuf ilmine. Hadis kitaplarında  “Cibril Hadisi” diye zikredilen  “İslam, iman ve ihsan” kavramları bu konuyu hiçbir şüpheye mahal bırakmaksızın açıklamaktadır.

Bedeviler; iman ettik, diyorlar. Onlara de ki: Siz henüz iman etmediniz ama İslâm olduk deyin. Çünkü iman kalplerinize henüz yerleşmedi.” (Hucurat, 49/14)

Evet, demek ki imanın kalplere yerleşmesi lazım! İman kalbe yerleşmeyince ne olur? Kişi, Cibril Hadisi’nde altı çizilen ihsan makamına ulaşamaz. İhsan nedir? “Allah’ı görüyormuşçasına ona kulluk etmektir. Allah’ı görüyormuşçasına ona kulluk eden hâl ehlidir, kal ehli değildir. Kalp insanıdır, kalbiyle yaşayan mümindir. “Her Şey Rağmen Sevgi” diyen kişi bu makamdadır, bu makamın insanıdır. Tasavvuf ilmi, Müslüman’ı bu makama getirmenin aracıdır. Amaç Allah’ın rızasıdır. Doyasıya bir yaşantıdır. Tada tada yaşamaktır. Zevkle yaşamaktır. Hani “tatmayan bilmez” derler ya tasavvuf tadına vararak yaşama ilmidir. Bu tadı alan biri bu tattan bir daha vaz geçebilir mi? Asla! İhsan makamına ulaşmış kişi bu tadı almış kişidir. Ayetlerde bu tada ulaşamamışların nasıl bir yanılgı ve bayağılık içinde oldukları apaçık gözler önüne serilmiştir:

“Namaza kalktıkları vakit, tembel tembel kalkarlar. İbadetleriyle insanlara gösteriş yaparlar. Ve Allah’ı pek az anarlar.” (Nisa, 4/142)

Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar, kıldıkları namazdan gafildirler.” (Maun, 10/4-5)

Bu hitaplar, imanlarını kalplerine indirmeyenleredir. Böyle de Müslüman olunur ama Allah’ın razı olduğu bir mümin olunmaz ve kişi manevi tehlikelerden asla uzak değildir. İşte tasavvuf ilmi bu tehlikeleri bertaraf etmek üzerine var olan bir ilimdir ve ümmet olarak hepimiz bu ilme muhtacız.

Severek Yapma İlmi: Tasavvuf

Yukarıda, ayette “tembel tembel hareket edenler” diye bir ifade geçti.  Yani zoraki, istemeyerek, başa kakarak yapmak! Bu hiçbir Müslüman’a yakışmaz. Müslüman’ın her şeyi gönüllülük esasına dayanır. Hele bu ibadetse tartışması bile olmaz. Severek yapmak nasıl bir şeydir, bu konuyu biraz açmak gerekir zannımca.

Neşet Ertaş’ın “Aşk ilen çalışan yorulmaz”  anlamında meşhur bir sözü vardır. Mesela “hayır” yapmak güzel bir şeydir. Nedir hayır? Yapılan iş, amel, eylem demektir. Ancak yaptığınız hayrın yani yaptığınız işin, eylemin şekli boyutu da önemlidir. Örneklerle biraz açalım:

Herkes teravih namazı kılar, bu hayırdır.

Herkes sadaka verir, bu hayırdır.

Ama herkes kuralına uygun vermeyebilir. Kuralına uygun vermek güzelliktir. Kültürümüzde “sağ elin verdiğini sol el duymayacak.” Bangır bangır bağırarak, yedi köye davul zurnayla duyurarak verilen sadakaların, yapılan yardımların özünde İslam ruhu yoktur. Diderot ne güzel söylemiş:

“Yalnızca hayır yapmak yetmez; hayrı zarafetle yapmak gerekir.”

Evet, İslamiyet’i yaşamak hayırdır ama güzellikle yaşamak zevktir. O zevki almadan kulluğun tadına varamazsınız. Tasavvuf bu zevkin adıdır. Bu zevki içselleştirir; bu zevki doruklarda yaşarsanız çevrenizde özgül bir ağırlığınız olur.

İslam Tarihi külliyatının yazarı âlim Mustafa Asım Köksal’ı duymayanımız yoktur. Onun şeyhinin adı İskilipli İbrahim Edhem Efendi (1887-1963)’dir.

Yaşadığı dönemde herkes tarafından saygı ve hürmet gören bir zattı. Ahlakıyla ve irfanıyla herkes üzerinde etkili bir şeyhti. Sadece Müslümanlar değil, gayrimüslimler bile ona hayrandı.

Kızı Ubudiye Hanım, bir gün kocasıyla birlikte babasına misafirliğe gelir. Çiftin küçük çocukları vardır. Çocuğunun bezlerini yıkayan Ubudiye Hanım, onları bahçeye gerdiği bir ipe asar. Onun bu hareketini gören Hıristiyan komşusu dışarı çıkarak:

“Kızım bu bezler, bu mübarek eve yakışmıyor!” diyerek onu ikaz eder.  Uyarıyı alan Ubudiye Hanım, hemen çamaşırları toplar, içeriye alır.

Bu olay, İbrahim Edhem Efendi’nin Hıristiyan komşusunda uyandırdığı hürmet ve saygı duygusuna güzel bir örnektir. Efendimize “emin” sıfatını layık görenlerin ruh dünyalarında kabaran duygunun tıpkısıdır. Ubudiye Hanım’a uyarıyı yapan kişi bir Müslüman değil, bir Hıristiyan’dır, görülmesi, dikkat edilmesi gereken nokta burasıdır.(Allah Dostları, 4/137)

İnsanı ihya ve inşa eden kalıcı sevgi budur. İslam’ın kalben yaşanmasıdır. Hal dilini kuşanmaktır. Bu sevgiyi içselleştirmediğiniz sürece hep eksik ve yavan kalırsınız.

İslam tarih boyunca hep bu sevgi ile yayılmıştır. Kılıç çok sonraları gelmiştir. Fetihlerin alt yapısını hazırlayan sevgidir. Sultan Fatih’in İstanbul muhasarasını hatırlayınız. Tebdil-i kıyafetle çarşıda gezinmektedir. Dükkânın birinde alış veriş yapar. Kahve ve şeker ister. Esnaf şekeri verdikten sonra kahveyi de komşu dükkândan almasını ister. Sebebini sorunca:

“Efendim ben siftahımı yaptım. Kahveyi oradan alın ki komşum da siftahını yapsın” der. Sultan Fatih’in gözleri yaşarır.

Bizans tarafında da durum farklı değildir. Halk türlü adaletsizliklerden ve haksızlıklardan bizar düşmüştür. Herkesin dilinde şu cümle: “Tekfur serpuşu yerine Osmanlı sarığı görmeyi yeğlerim”

Evet, her şeye rağmen severseniz, teslim olursanız hem halkınız hem de gayrimüslimler üzerinde etkili olursunuz. Bu da size fetihlerin kapısını açar. Onun için kılıçla fetih çok sonraki bir süreçtir. Bu yatay bir fetihtir. Asıl fetih dikeydir, kalplerin azığı bu fetihle sağlanır. Anadolu’yu, Balkanlar’ı bize yurt kılan işte bu manevi estetik ruhtur. Bu estetik ruhun özünde karşı tarafı, ötekiyi düşünmek, onu korumak, onu incitmemek, onun incinmesine yol açacak hareketlerden kaçınmak vardır.

Yolda, elinde el feneri ile giden köre rastlayanlar “körün lambaya ne ihtiyacı var!” diye kıkır kıkır gülüşmüşler. Kör:

“Evet, ben körüm doğrudur ama siz kör değilsiniz. Lambayı kendim için değil, sizin için taşıyorum. Gelip bana çarpmayasınız diye size yardımcı oluyorum”  der.

Tasavvuf bu ince ruhun toplamından ibarettir. Hayat bu sevgi ile renklidir, bu estetik ile kaimdir. Bu sevgiyle söz, düşünce ve eylem barışıktır. İnsan daima kazanan ve kazandıran taraftadır. Kaybetmek, yenilmek, tükenmek söz konusu değildir. Burası “sen atmadın, o attı!” (Enfal/17) makamıdır. Ben, sen, o yok; biz vardır. Ateş bile gül bahçesi olur. Kudsi hadisi hatırlayalım: “Beni seven kulun tutan eli, gören gözü, işiten kulağı, hisseden kalbi olurum.”

Bütün bunların genel adı “Her şeye rağmen sevgisidir.” Konuşmadan önce yaşamak gelir. Sufinin seyahati bu derinliğe doğrudur. Buna “Seyri süluk” denir. Seyri süluk yolunun yakıtı aşktır. Aşk yüceltir, büyütür ve güzelleştirir.  Buradaki başarıların temelinde bu aşk ve sevgi vardır. Sözün özü Ahmet Muhip Drans’ın ifadesiyle “Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir Olvido!” Aşkla kalın.

 

 

Abdulbari KARABEYESER
Abdulbari KARABEYESERabdulbarikarabeyeser@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.