Kırşehir'in Kültürel Mirası | Kırşehir Aşıkpaşa Gazetesi

SON DAKİKA

Nazım Hikmet Unutulmadı

Genel, Güncel, Manşetler

Kırşehir’in Kültürel Mirası

Bu haber 18 Ocak 2019 - 9:51 'de eklendi ve 18 views kez görüntülendi.

Tohum Şehir Kırşehir’de uygarlığın izlerini, medeniyet ve milliyetleri bağrında taşıyarak bu güne kadar getiren minnet borçlu olduğumuz, bu kentin içine düştüğü durumdan kentin gelişmesini isteyen herkesin sahip çıkması gerekmektedir. Bu sahiplik bizim çocukluğumuzdan bu yana yıkımlara karşı samimi bir duruş sahipliliği gerektirirdi. Bu kentte yaşıyor ve onu kimlik olarak taşıyorsak gururla geçmişimize sahiplenmemizi gerektiriyordu.
Bu düşünceden hareketle; kent kimliği, bir kenti diğer kentlerden ayırt etmeye, bir anlamda kentleri farklılaştıran nitelikler kente özgü öğelerin toplamı olarak adlandırılır. Kentler birer fotoğraf albümüne benzerler. İnsanlara ait belgeleri, yazıları, fotoğrafları yok edersek, o insanlardan geriye bir şey kalmaz. Yıkılan bir yer albümden bir fotoğrafın yok olması demektir. Fotoğrafın yok olması, yaşanmış anıların yok olması kadar acı ise, kentte de tarihi bir mekânın yıkılması farklı değildir.
Kentin kimliğine sahip çıkmak yaşadığı köye, beldeye, kasabaya mahalleye yerleşim yerlerine sahip çıkmak demektir.  Çünkü yaşadığı yere kimliğini verecek olanlar, orda yaşayanlardır. Kimliğin durağan değil, dinamik olduğunu bilerek hareket etmek gerekir. Kimliği oluşturan toplum ve insan ilişkileri, teknolojik, bilimsel gelişmeler doğrultusunda sürekli olarak tanımlanmaktadır.
Kent kimliğinin, daha doğrusu kimlikli kentlerin ortaya çıkmasını sağlayacak temel koşul budur. Bu anlamda Kadim kent Kırşehir, tüm tarihi mekânları, kültürel mirası ile bir markadır. Her ne kadar marka metal bir söylem ise de Kırşehir’de yaşanan mistik hava ona büyük önem kazandırmaktadır.  Bu sokakta ayak izim. Şu mahalleleri adım adım bilirim. Şurada bir evin, bir çeşmenin, okuduğum okulun varlığını anımsarım. Şimdi yerlerinde beton blokların yükseldiğini görence kahrolmamak elde mi?
Tarihin derinliklerinden gelip günümüze kadar kendini kabul ettiren, insanların emeği, alın teri ile dolu olan ve onurlarının yaşaması için bu günlere kadar gelen yapıları, tarihi mimariyi taşıyan hanların, hamamların, okulların, camilerin evlerin, konakların yıkıldığını gördükçe, geçmişlerini yaşatamayanların geleceğinin de olmayacağını bilmeleri gerekir.
Bir zamanlar önünden geçtiğimiz evler, kocaman gölgeleri ile girift sokakları serinletirken, şimdi o avlulu evlerin viraneye dönüşünü ve bir beton olarak yükselişini görmenin kim üzüntüsünü yaşamaz.  Yıkılanlara “yazık” deyip,  beton örme dükkanlara, blok blok beton evlere, kaçımız tepki koyabildik. O güzelim konakları hangimiz koruyabildik.
Kaçımız bu şehirde yaşamanın sorumluluğunu yüklenebildik. Resmi kurumlar ne derece bu konuya duyarlı olabildi. Doğal afetlere karşı yıllarca ayakta duran yapılar, bu gün insan eliyle çok kolay bir şekilde yok edilip, servet edinme ihtirasıyla katledilmedi mi? Kırşehir de sadece Ağlar konağı ve Hacıbey konağı mı vardı. Diğer konaklarımız ne oldu. Var olanların durumu ne? Aşıkpaşa Mahallesinde bulunan o güzelim Cumhuriyet İlk Okulu nun yıkılmasını hala hazmedemiyorum.
Şöyle bir gezintiye çıkalım. Aşıkpaşa Mahallesi, Yenice Mahallesi, Bağbaşı Mahallesi … Yemyeşil bahçeler içinde Ekizarası, Dinekbağ’ın çevresini gezmeye davet ediyorum. Bakın o sokaklar da neler göreceksiniz… O güzelim mahallelerimizin sokakları, nasıl da beton binalarla doldurmuşuz.
Kentlerin elbette dilleri yok, ancak onun içinde yaşayanlar ona dildirler.  Her taşı, her sokağı, her hanı, her tarihi yapıyı seslendirmek, kentin dertlerini, sıkıntılarını her fırsatta dile getirerek sahiplenirler. Kentlerin kulağı olmaz ama orada yaşayanlar duydukları güzellikleri oraya taşırlar. Kentlerin temizliğini insanlar sahiplendikçe yüreklere ferahlık verirler. O ferahlık aynı zaman da bizim yaşamımıza önemli katkısı vardır. Kentin yeşilliklere büründürülmesi kentin sağlıklı bir ciğere kavuşmasına önderlik yapmış oluruz.
Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur sözünden hareketle bu güne kadar yıkılan harap olan o güzelim üzüm bağlarımız, sebzeliklerimiz, meyve bahçelerimiz, bahçe duvarının kenarından yola sarkmış elma, armut, ceviz, dut, erik ağaçlarımız nerde? taş yapılı, kerpiç yapılı evlerimiz nerde? Neden sahip çıkmadık? Neden sahip çıkamadık? Yeniden restore edilerek butik otel veya konuk evi olarak açılmasını neden sağlayamadık. En azında o kültürel miraslarımızın kurtulmasına neden direnemedik.
İnsanlar geçmişi ile anıları ile yaşar. Bir ağacın damarları, gövdesi, dalları, yaprakları olmazsa yaşamaz. İşte kenti meydana getirenler de ona ruh veren de insanlardır.  İnsanlar olmayınca orada yaşamdan bahsedemeyiz.
Kentler yaşam yeridir, onlarla yaşanır, güzelim eserleri, yapıları insanlığın hizmetine koymak gerekirdi. İnsanların elleriyle yok etmeleri, yıkmaları yerine, insanlığın tarihi dokuya olan duyarlılığını geliştirmek gerekirdi.
İnsanlar nasıl ihmal ve unutulmayı hazmedemezlerse kentler de unutulmayı kendilerine yediremezler. İnsanlık yaşadıkça kentler, kentler yaşadıkça, içinde sevgilerimizin, hasretlerimizin, mutluluklarımızın da yaşayacaklarını bilemedik mi?

Mehmet Emin TURPÇU
Mehmet Emin TURPÇUmehmeteminturpcu@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.