Mecburi Bir Seyahatin Bende Bıraktığı İzler  | Kırşehir Aşıkpaşa Gazetesi

SON DAKİKA

“Gün Birlik Olma Günüdür”

Genel, Güncel, Manşetler

Mecburi Bir Seyahatin Bende Bıraktığı İzler 

Bu haber 17 Aralık 2019 - 9:12 'de eklendi ve 47 views kez görüntülendi.

İnsan sosyal bir varlıktır. Diğer insanlarla diyalog kurmak, konuşmak, düşüncelerini paylaşmak, olaylara yorum yapmak, olumlu veya olumsuz görüş ortaya koymak, kendisi ile aynı düşünce ve değerleri taşıyan insanlarla tanışmak ve hasbıhal olmak, modern tabirle deşarj olmak ister.

Şayet insan sosyal varlık olmanın gereklerini yerine getiremezse, adeta yaşayan ölü gibidir. Diğer dört ayaklı canlılardan pek farkı kalmaz.

Geçenlerde Erzurum Horasan a bir seyahat yapma mecburiyeti hasıl oldu. Ankara’ da görev yapan oğlumun, mecburi hizmet dolayısıyla Horasan’ a tayini çıktı. Onun görev yerini görmek ve ikiz torunlarımın henüz yürüme aşamasında olmaları nedeniyle, fedakar gelinimin sıkıntılı anında birazcık olsun onun sıkıntısına ortak olmak, birazda moral olmak bahanesiyle hanımla beraber Horasan a gittik.

Kadınları ev işleri ve çocuklar yeterince meşgul ediyorlar. Benim ise genelde dışarıda olmak gibi bir mecburiyetim var. Bir şehirde insanın ilkönce merak ettiği şey, oranın görmeğe değer tarihi ve ören yerleridir. Horasan ın gezdiğim kadarıyla görmeğe değer tarihi bir eserine şahit olamadım. Sonradan oluşmuş klasik bir yerleşim yeri. Önemli bir tarihi geçmişi yoktur. Arazisi düz ve tarıma elverişli. Doğuya giden transit yol üzerinde, ulaşım sıkıntısı yok, tren yolu ve istasyonu da mevcut.

Burada bulunduğum süre içinde Kars Sarıkamış ve Erzurum’ u gezdim. Sarıkamış’ ta askerlik yaptığım kışlayı yakından gördüm. O anıları tekrar yaşar gibi oldum. Sarıkamış tarihi açıdan daha köklü bir şehir. Tarihi camiler ve Ruslar’dan kalma tarihi taş binalar mevcut. Tarihi Sarıkamış harekatının insanda bıraktığı hüznü ve Allahuekber dağlarında doksan bin askerin donarak şehit olduğunu hatırlamamak mümkün mü? Bu açıdan Sarıkamış Şehitliğini de ziyaret ederek onlara rahmet diledik ve yad ettik. Sarıkamış kış sporları için çok elverişli doğal ortama sahip. Kayak merkezleri, turistik oteller, teleferik, ormanlar gerçekten görmeye değer.

Erzurum da doğunun adeta incisi, gerçekten gezip görmeğe değer önemli bir tarihi şehir. Selçuklu’dan ve Osmanlı’dan kalma eserler hala canlı, bin yılı aşkın bir süredir, hala canlı sanki dün yapılmış gibi, sapasağlam ayakta ve o devirlerin canlı şahitleri olarak ihtişamlı bir görünüm sergiliyorlar. Sanat harikası, mühendislik harikası olarak adeta insanı büyülüyorlar. Ulu cami, çifte minareli medrese, kümbetler, Taş Han, Yakutiye Medresesi, kaleleri ve burçlarıyla hele camilerinde ve her köşe başında gürül gürül akan çeşmeleri gerçekten insanı mest ediyor. O tarihi eserlerin giriş çıkışlarında tarihi bilgilerinde panolarda  asılı olması ziyaretçiler açısından oldukça önemli. Tabi şehrin tarihini bilen bir kılavuz eşliğinde gezmek elbette daha verimli olurdu.

Burada önemli bulduğum bir anektodu da aktarmak isterim. Şehirde gezerken, havuz başı ve meydan  denilen yerde, bu şehrin gezilebilecek başka önemli yerleri var mıdır birilerine sorsam diye düşünürken, yanımdan geçen iki gence,  ” gençler buralı mısınız, size bir şey sorabilir miyim?” dedim. “Buyur amca, biz burada öğrenciyiz” dediler. Bende, bu şehrin önemli yerleri, daha doğrusu, gezmeye değer yerleri var mı, bana söyler misiniz, dedim. Gencin biri ” amca senin yerler şu tarafta” diye tarihi eserlerin olduğu, benim daha önce gezdiğim yerleri bana gösterdi. Bende, bana bak delikanlı, benim yerler oluyor da, senin yerler niçin olmuyor. Beni biraz dinler misin dedim ve ayak üstü biraz sohbet ettik. O eserleri hiç gezip incelediniz mi? dedim.  Sadece dışarıdan gördüklerini gezmeye fırsat bulamadıklarını söylediler. Bende;

Bakın gençler, o eserlerde bir tarih yatıyor. Bin küsür yıldır hala ayaktalar ve daha belki binlerce yıl kalmaya devam edecekler. Ecdat adeta taşa hükmetmiş, taşı hamur gibi yoğurmuş, gevgef işler gibi işlemişler. O sütunlar, kubbeler, mimberler, mihraplar, hele giriş kapıları ne kadar ince işçilikler yapmışla, sanatın tüm inceliklerini ve güzelliklerini sergilemişler. Nasıl bir imanla,  sabırla, azimle yapmışlar o eserleri. Sanatın ve estetiğin ne demek olduğunu o eserlerde görebilirsiniz. Bu gün cumhuriyet döneminde yapılmış şu binalara bakın. Kibrit kutusu gibi üst üst konmuş, sanat ve estetikten yoksun. Sadece boya ve ciladan ibaret. Aradan yüz yıl geçse ortada tozu kalmaz. Yüz yıl sonra bizi hatırlatacak ciddi bir eserimiz yok.

O tarihi eserleri siz gençlerin gezmesi, görmesi ve ecdadı iyi tanıyıp anlaması lazım.Onları iyi anlarsanız, onlar gibi kalıcı eserlere de imza atarsınız.

Ayak üstü kısa ve öz bazı şeyler söylemeye çalıştım. Gençler hem saygıyla dinlediler, hem de memnuniyetlerini ifade ettiler. “Amca ağzına sağlık, inşallah ilk fırsatta gezeriz. Keşke daha önce böyle şeyler dinlemiş olsaydık” dediler. Bende emekli öğretmen olduğumu söyleyince, daha da memnun oldular. Hocam müsaade et elini öpelim dediler. Bende onlara, öğrenciliklerinde çok okumalarını, ellerinden kitabın düşmemesini ve başarılar dileklerimle onlardan ayrıldım.

Aslında bu tür gezileri gruplar halinde ve rehber nezaretinde gezmek elbette daha verimli olur. Yalnız bir insan ne kadar istifade ederse bende o kadar istifade ettim.

Birileri her ne kadar reddi miras yapıp, geçmişi yeni nesle unutturmaya çalışsada, buna muvaffak olamayacaklar inşallah diye düşünüyorum.

Selam ve dua ile.

Süleyman FAYDALI

Süleyman FAYDALI
Süleyman FAYDALIsuleymanfaydali@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

3 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
erol kılıç 17 Aralık 2019 / 11:08 Cevapla

Çok kıymetli hocam;
Emin olunuz o gençlerin hiç kabahati yok. Aslında yapılması gereken şey taa ilkokullardan başlayarak çocuklarımıza estetik, mimari ve sanat adı altında ya da farklı adlarda eğitim vermek. Bu eğitimi alan çocuklar o yapıtların ve eserlerin ne manaya geldiğini ancak o gün anlayabilirler diye düşünüyorum. Muhabbetle…

Yakup Şahin 17 Aralık 2019 / 11:46 Cevapla

Maalesef gençlerimizi kendi elimizle zehirliyor.
Kavramların anlamlarını bozunca ister istemez çocuğun algısındaki mevhumda bozuluyor.
İş gelip dile dayanıyor. Davranışları şekillendiren unsur kavramlara yüklediğimiz anlamlardır.
CemilMeriç der ki
“kamuda uzanan el namusa uzanmıştır”

Hüseyin Bektaş 28 Aralık 2019 / 12:54 Cevapla

Süleyman hocam büyük bir zevkle okudum çok güzel hatıralar her bir mekan tarih ve tarihin geçmişiyle dolu. Sadece gezmek yetmiyor tarihi arkaplanı da bilmek gerekiyor. Ayrıca sizin de yazınız da belirttiğiniz gibi sanat ve edebi yönünü bilmek de ayrı bir güzellik