SON DAKİKA

MÜSLÜMAN BİR AİLE TOPLUMUN TEMELİDİR

Bu haber 15 Ekim 2020 - 10:54 'de eklendi ve 53 views kez görüntülendi.

 

Modern hayatın içerisinde birçok değerimizi kaybettik. Bu değerler, asırlara baliğ değerler silsilesinin son halkalarıydı. Dünyadaki baş döndürücü değişim, kültürler arası etkileşimi hızlandırdı. İslam aleminde ;zaten 200 yıla yakın bir zamandır Batı karşısında mağlubiyetler çağını yaşadığı için geri kalmasını –maalesef –İslam’a bağlayan birçok evladı vardı. Kurtuluşu da tamamen batılılaşmakta görüyorlardı. Ekonomik değişiklikler , sosyolojik birçok farklılaşmayı da tetikledi .Geleneksel geniş ailedağılmaya ,modern hayatın dayattığı çekirdek aile revaç bulmaya başladı.Çekirdek aile yapısı –adeta- şehirleşmenin zorunlu bir sonucu olarak , yeni evlenenlere ulaşılması gereken bir hedef olarak sunulmaya başladı. Medyanın da  işin içine girmesiyle sosyal dokumuzdaki ani ve hızlı dönüşüm,ailekavramında da köklü değişikliklere yol açtı. Artık aile mefhumunun ne kadar yara aldığı ve bir inkırazla karşı karşıya olduğunu söylemeye gerek yok.Her şey  alenen görünmektedir.

Yitip giden birçok değerimiz misali kaybettiğimiz aile mefhumunu dinimizin muhkem hükümleriyle yeniden ele almak bir zorunluluk haline geldi.Aileneydi,ne oldu ayetler ışığında bir göz atmakta fayda var.

Yüce Allah Kuran’ı Kerim’de buyuruyor ki:

“Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun varlığının delillerindendir..Şüphesiz ki bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır.” RUM-21

İnsan, eşini kendisiyle huzur ve mutluluk bulacağı varlık olarak görmelidir. Şu halde aile hayatında mutluluğun ön şartı eşlerin böyle bir bakış açısına sahip olmalarıdır.Karı-koca başlangıçta var olan bu duyguyu zaman değirmeninde öğütüpbirbirlerini yük olarak görmeye başlarlarsa o aile için  tehlike başlamış demektir.

Evlenen eşlerin  ,yakın zamana kadar birbirlerini tanımayan iki ayrı cinsi çok güçlü psikolojik ve biyolojik bağlarla birbirine bağlaması, karşılıklı güven, sevgi ve esirgeme duygularıyla aile kurumunun bina edilmesi, yüce Allah’ın insanlığa en büyük lütuflarındandır.  Toplumun temelini işte bu sevgi ve şefkate dayalı aile oluşturmaktadır.

Cenabı Hak başka bir ayeti kerimede ise şöyle buyurmaktadır:

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.”Nisa :1.

Yüce Allah bizlerin arasında ayrılık-gayrılık olmadığını,cinsimizin aynı olduğunu haber veriyor.Eşlerin bir diğerini tamamladığını beyan ediyor.Bir elmanın yarısı örneğinde olduğu gibi eşler de adeta bir diğeri olmadığında eksik kalan bir bütünü temsil ediyor.

Binaenaleyh; kadın da erkek de kendisini diğerinden müstağni görmeyecek.Yani insan kendi kendine yeter görmeye başladığı, başka insanlara ihtiyacı olmadığını düşünmeye başladığı  andan itibaren  müstağnileşme yoluna girmiş demektir. Halbuki Allah’ın yaratış kanunu eşlerin aralarında sevgi ve merhameti yeşerterek birbirini tamamlaması gerçeğini  koymuş.Bu noktayı aklımızdan çıkarmamamız lazım.

  Rabbimiz başka bir ayeti kerimede ise Müminlerin nasıl dua etmesi gerektiğini öğretiyor adeta:

“Onlar, “Ey rabbimiz!” derler, “Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi günahtan sakınanlara öncü yap!”

Aile huzur yuvası olmalıdır. İnsanların kendilerini güven içinde hissedeceği mahrem bir yapıdır. Bu yapının altındaki mahrem şeyler ulu orta konuşulmaz, konuşulmamalıdır. Yoksa ailenin saygınlığı kalmaz.

Müslüman eşlere Cenabı Hak şöyle emrediyor:

Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler vardır.”

Yüce Allah, insanın sadece kendisini kurtarmakla yükümlü tutmuyor; yani ben sadece kendimden sorumluyum diyen Müslüman büyük bir hata içindedir. İnsan; kendisinden, eşinden, ana –babasından, çocuklarından kardeşlerinden, akrabalarından, yaşadığı toplumdan ve hatta ulaşabildiği tüm insanlık için yapabileceklerinden sorumludur. İslam’ı tebliğ etmek, insanlara nasihatte  bulunmak, emri bil maruf nehyi anilmünker yapmak vs. insanın sorumluluğunun gereğidir.Ailenizi de ateşten uzak tutun emrinin gereği olarak anne –babaların vazifesi büyüktür.Maalesef  biz Müslümanlara bu mesuliyetin ne anlama geldiğinden ve hangi görevleri yüklediğinden bi haber bir şekilde yaşıyoruz. Çocuklarımızın yiyeceğini, içeceğini ,giyeceğini, eğitimini, geleceğini düşünüp verdiğimiz emeğin zekatı kadar çocuklarımızın ahiret hayatını düşünseydik bugün toplumumuzda görüp de rahatsız olduğumuz, şikayet ettiğimiz  bozulma ve dejenerasyon yaşanır mıydı?

Allah için bir düşünelim; evlatlarımızın ahireti için hangi çabayı gösterdik!

Haşr suresinde ise şöyle denilmektedir:

“Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! (Evet) Allah’a itaatsizlikten sakının; şüphesiz Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır.”

            “Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır.”

Aile hayatı, esasında insana bilmediği, farkında olmadığı o kadar önemli şeyleri öğretiyor ki! Yaşadığımız hastalıklar, sıkıntılar, yokluklar, uğradığımız bela ve musibetler, kavgalar, iyi ve kötü yaşadıklarımız, çevremizdeki ölümler bizim için birer ibret vesikası ve bizi olgunlaştıran hususlar.

Hepimiz yarın için ne hazırladığımıza bakalım. Yarın derken yaşadığımız günden sonraki günden bahsedilmediğini anlıyoruz değil mi? Ahiret hazırlığı ve  nasıl bir hayatın içinde olduğunun muhasebesini yapmamız isteniyor.İnsan hayatının muhasebesini periyodik olarak yapmayı ihmal edemez. Doğan  her gün  yeni umutların ve kulluk dairesi içinde salih amelleri çoğaltmanın medarı olarak düşünülmelidir. Biten her gün de sevabıyla günahıyla geçen günün hesabını yapmaya muhtaçtır. Kıyamet kopmuş, ahiret hayatı başlamış ,hesap kitap görülürken yaşadığımız bir günü amel defterimizde görmek ister miyiz yoksa istemez miyiz?

Muhasebe yapmak insanın hayatına çeki düzen vermesi için elzemdir. Yaşadığı hayatın muhasebesini yapan insan hatalarını ,kusurlarını görüp düzelme yoluna girebilir. Çünkü biz biliyoruz ki Şanı Yüce  Allah çok  bağışlayıcıdır. Merhametlidir. Kullarının kötülüğünü istemez.Mümin, geçmişte ne kadar kusurlu davranmış olursa olsun samimi bir pişmanlık duyarak Allah’a yalvarır kalan hayatınıiman ve salih amelle geçirirse, ebedi kurtuluşa kavuşabilir.

Bir insan Allah’ı  ne zaman unutmuş sayılır? Kişi, Allah’ın kulu olduğu bilincinde değilse ve O’na karşı kulluk borcunu umursamıyor, helali haramı düşünmüyor, yaşadığı hayatın bir gün mizanda tartılacağını düşünmüyor ve bunu hayatının miyarı yapmamışsa işte o  vakit Rabbini unutmuş kabul edilir.Etrafını kuşatan bunca delile ve kendisine verilen akıl nimetine rağmen Allah’ı unutan, O’na kulluğun ne anlama geldiğini bilmeyen insan  gerçek anlamda kendine yabancılaşmaya, dolayısıyla hayatını boşa geçirmeye mahkûmdur. İnsanın ömür nimetini bu şekilde heder etmesi ise karşılıksız kalmayacak, hak ettiği muameleyi görecektir. Allah,onlara  iyilik yapmayı ve kötülüklerden sakınmayı unutturur, onları bu paydan ve mutluluktan mahrum eder. Hidayet yolunda onlara yardımda bulunmaz; çünkü onlar yardımı hak edecek bir amel yapmamışlardır.

Rabbimiz Nahl suresinde şöyle haber veriyor:

“Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı. Onlar hâlâ bâtıla inanıp Allah’ın nimetine nankörlük mü ediyorlar? “Nahl-72

Yüce Allah’ın insana verdiği hangi nimeti sayalım, bu nimetleri saymakla bitirebilir miyiz?Peki saymakla bitiremediğimiz o nimetlerin şükrünü nasıl eda edebilirizki ?

Saliha bir eş, dinin yarısını tamamlamak kabul edilir İslam’da. Bak ,Allah sana gönlünün huzur bulacağı, sükûnete ereceği bir eş vermiş, öyleyse kadri kıymetini bilmediğin diğer nimetler gibi yapma.Rasulullah şöyle buyuruyor:

 “Kim evlenirse dininin yarısını tamamlamıştır. Geri kalan yarısında da Allah’tan korksun“.

Bize eşler,o eşlerle kurduğumuz temiz ve korunaklı ailede ihsan ettiği çocuklar,o çocuklardan bizlere bahşettiği torunla. Hangi nimetin hakkını verdik!Rabbimiz bize belki yola geliriz ,kendimizi ıslah ederiz diye bu nimetleri hatırlatıyor;çünkü O,biz kullarını seviyor,doğru yola girmemizi murad ediyor. Ancak insan,o’na isyan etmeyi, haramların peşinden koşmayı bir meziyetmiş gibi kabul edip azgınlaşınca Allah’ın gazabından kurtulamıyor.

Cenabı Mevla bir başka ayeti kerimede müminlerin birbirinin dostu olduğu,birbirlerine iyiliği emredip kötülükten nehyettiklerini haber veriyor:

“Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridir; iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve resulüne itaat ederler. İşte onları Allah merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah mutlak güç ve hikmet sahibidir.”

Sadece Mümin olmak kâfi değil. Ben kendime bakarım, kim ne yaparsa yapsın demek İslam’a uygun bir anlayış değildir. Müminler, anne-baba, eşler, kardeşler, çocuklar, akrabalar, komşular, vatandaşlar  velhasıl toplumun tamamının Allah’ın kulları olarak doğru yolda gitmeleri de mühimdir ve hepimizin boynuna borçtur. Toplumsal Sünnetullah budur: İyiliği emretme ve toplumda çoğaltma, kötülüğe mani olma ne kadar   işlerlik kazanırsa o toplum o kadar bozulmaktan korunur.

“Bu kitapta İsmâil’i de okuyup an. O gerçekten sözüne sadıktı; elçi-peygamberdi.Ailesine  namazı ve zekâtı emrederdi ve rabbinin rızâsına ermişti.”

Cenabı Hak, aile reisine eşine ve çocuklarının namaz kılmalarını sağlama yükümlülüğü veriyor.İsmail (as) övülürken iki özelliği ön plana çıkarılmış: Namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi,teşvikederdi.Rabbimizin rızasına ermenin yolu da bu iki ameli doğru yapmakla alakalı.

“Aile fertlerine namazı emret, kendin de bunda kararlı ol. Senden rızık istemiyoruz; asıl biz seni rızıklandırıyoruz. Mutlu gelecek, günahlardan sakınanların olacaktır.”

Bu ayette de namazın sadece bireysel bir amel olmadığı aksine toplumsal bir yönünün olduğunu görüyoruz. Aile fertlerinin hepsinin namazı kılmada hususunda birbirlerini gözetmeleri isteniyor.Biz ne yapıyoruz? Kendimiz namazda daim olsak bile eşimizin ,çocuklarımızın namaz kılıp-kılmamalarıyla ilgilenmiyoruz.Ondan sonra da “kalkıp bu niye böyle oldu? “diye  şikayet ediyoruz.

“Onlar sizin için bir elbise,siz de onlar için bir elbise(gibisiniz)siniz.           “

Eşler arasındaki alakayı elbise ile beden arasındaki ilişkiye benzetiyor. Yani eşler hem birbirlerini örtsünler ,hem korusun- kollasınlar ,hem birbirlerine yakın olsunlar, hem de birbirlerini tamamlasınlar isteniyor. Sevginin ve saygının  olmadığı bir aile, bütün aile bireyleri için zindan gibi gelir. Sevginin, saygının ,hoşgörünün, yardımlaşmanın, nasihatin, tahammülün ve  güzel örnek olmanın olduğu aileler ise adeta bu dünyada cennet hayatı yaşarlar.

Hülasa: İslam’ın aile yapısı ubudiyete, uhuvvete,tesanüde, yapmaya, kurmaya, merhamete, sevgi ve saygıya, huzura, anlaşmaya, barışa ahlaka dayalı bir mutluluk yuvasıdır. İnsanlık olarak kaybettiğimiz de işte bu mutluluktur.

 

Musa ŞAHİN
Musa ŞAHİNmusasahin@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.