SON DAKİKA

Başkan Yılmaz, Kabir Ziyaretine Katıldı

Genel, Güncel, Manşetler, Özel Haber

Nasıl Birlik Olunur

Bu haber 02 Şubat 2019 - 9:34 'de eklendi ve 33 views kez görüntülendi.

 

Osmanlı devletinin bu kadar halkı bir arada tutmasının sırrı ümmet anlayışından kaynaklanıyordu. Yani herkes renk, ırk, dil farkı gözetilmeksizin birbirlerini kardeş biliyorlardı. “Bütün müslümanlar kardeştir” düsturu her şeyin üstünde tutuluyordu. Bu anlayış yıkılınca herkes birbirine düşman gözüyle bakmaya, birbirlerinin farklılıklarını, kusurlarını sayıp dökmeye başladılar.  Artık birleştirici değil, ayrıştırıcı şeyler gündemde tutulmaya gayret edildi. Nihayet içeriden ve dışarıdan yapılan propagandalarla her kavim kendi üstünlüklerini sayıp dökmeye, özgürlüklerinin kısıtlandığını, kimliklerinin inkâr edildiği fitnesini yayarak ayrılıklar körüklenmeye başlandı. Artık Araplarla Türkler, Türklerle Kürtler birbirleri ile didişmeye başladı. Sonuçta bugün sayıları her gün artan sözde bağımsız islam ülkeleri oluştu. Kendilerini savunmaktan aciz, başkalarının himayesine muhtaç,başlarında birer kukla, bütün imkanları emperyalist ülkeler tarafından çok rahat yağmalanan sözde bağımsız kukla devletçikler oluştu.

Bu kukla devletçikler ve onların uşak yöneticileri asıl düşmanı bırakıp, her devlet bir ötekine islam adına düşman kesildi. Kendi nüfuslarının yüzde birini bile temsil etmeyen bu kukla idareciler Siyonist İsrail baskısı ve teröründen hepsi de nasiplerini aldılar. Tükürükleri ile boğabilecekleri İsrail karşısında tir tir titremeye başladılar. Hiçbiri bir araya gelip bu zehirli yılanın başını ezmeye cesaret edemediler. Zira Allah’ın ipine sarılmayı bıraktılar. Allah’a ve peygamberine itaati bırakıp, birbirleri ile çekişmeye başladılar. Allah ta kalplerine korku verdi.  Artık düşmanlarından korkmaya başladılar. Şu ayet bu durumu en güzel şekilde izah ediyor. “ Allah ve Resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal/46)

Birbirleriyle çekişen bu devletçikler, üstelik ülkelerini yönetirken emperyalistleri aratmayacak şekilde halklarına zulmettiler. Muvahhit müslümanlara hayat hakkı tanımadılar. En büyük zulmü onlara yaptılar. Onları susturdular. Örneğin Mısır da ve Suriye de ihvan-ı müslimin mensuplarını ve onların liderlerini suikastlarla yok ettiler veya tutuklayıp zindanlara atarak hem akıl almaz işkenceler yaptılar, hem de idam ettiler. Müslüman adı taşıyan bu zalimler müslümanlara en büyük kötülükleri yaptılar.

Türkiye’de de İstiklal harbini yapmış bir millet adeta cezalandırıldı. İlayikelimetullah için savaşan, şeriat ve hilafeti korumak için canı ve malıyla cihad eden bu asil millet, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar aşağılandı. İnançlarıyla, kitaplarıyla, mukaddesatlarıyla alay edildi. Onları savunanlar bir bir ortadan kaldırıldı. Şeriat ve hilafet lağvedilip adeta düşmanların bu ülkede yapmak istedikleri yapıldı. İnkılaplarla adeta bu Müslüman millete deli gömleği giydirildi. Her şey Batıya, yani bu ülkeyi işgal etmek isteyen ülkelerin isteğine uygun hale getirilmeye çalışıldı. Yazısı, kılık kıyafeti değiştirildi. Takriri sükûn kanunu çıkarıldı. Yapılan devrimler aleyhine konuşmak yasaklandı. Karşı çıkanlar istiklal mahkemelerinde yargılanıp hemencecik haklarında idam kararı verilip idam edildiler. Dersim vakası Menemen olayı sadece Müslüman avlamak için bahane edildi ve hiç alakasız insanlar bu olaylarla irtibatlandırılarak idam edildiler. Bütün bu zulümleri yapanların adları Ali, Veli, Ahmet, Mehmet, Mustafa, İsmet gibi insanlardı. Yani sapı bizdendi. Adları Müslümandı fakat ruhları emperyalistlere satılmış aslında islam düşmanlarıydı. İslam adına ne varsa yasaklandı.

Böyle bir dönemden sonra elbette ki İslam’ı yok etmeye asla güçleri yetmedi. Bu dinin koruyucusu elbette ki Allah’tır. O küllerin içinden yeniden filizler yeşerdi. Sistemli olmasa da derme çatma imkânlarla müslümanlar Allah’ın dinine sahip çıkmaya çalıştırlar. İslam’ın yükselişini durduramayan islam düşmanları, bu yükselişi en azından başarısız kılmak ve Müslümanların bir araya gelerek vahdet oluşturmasının önüne geçmek için bir çaba içine girdiler. Hem dış hem de iç düşmanlar bunda muvaffakta oldular. İslami faaliyetler yapan grupların içine sızarak onları yönlendirmeye çalıştılar. Basit farklılıkları sanki çok büyük farklarmış gibi söylemler geliştirerek bu grupları birbirine düşman ettiler. Zaten bölünmüş olan islam dünyasını kendi sınırları içinde de sayısız fırkalara ayırarak iyice işlevsiz hale getirdiler. Yeni gözleri açılmakta olan müslümanlar kendilerini bu gruplardan herhangi birinin içinde buldular. Dünyaya artık o küçük grubun penceresinden bakmaya başladılar.

Şu anda birbirini tekfir etme noktasına gelen bu gruplara sorsanız hepsi de kendilerinin gerçek Müslüman olduklarını iddia ederler. Kendilerinin fırka-ı naciye, diğerlerinin dalalette ve sapık olduklarını söylerler.

Örneğin o kadar tarikat var ki sayılarını bilemezsiniz, hepsi de mezhep olarak amelde Hanefi, Şafi, Maliki,Hambeli, itikatta Maturidi veya Eşari olduklarını söylerler fakat birbirlerini sevmezler. Diğer mezheplere sahip olanlar da öyle. Radikal geçinen, mezhep konusunda fazla takıntılılı olmayan, bütün mezhep imamlarının ve büyük âlimlerin içtihatlarından yararlananlarda bir sürü gruplara ayrılmış durumdalar. Onlarda biraz farklı düşüncelerden dolayı hemen birbirlerini üzerine bir çizik atıyor ve onlardan bir halt olmaz diyorlar.

Kısacası islam dünyası bu dağınık durumdan kolay kolay kurtulacağa benzemiyor. İslam düşmanları bu pozisyonda çok rahat durumdalar. Karşılarında ciddi bir gücün olmadığının farkındalar.

Ah bir de müslümanlar bu durumun farkında olarak hareket etseler ve içlerinde ki ayrılık tohumlarını ekenleri tespit ederek, onları diskalifiye etme ve ortak söylemleri öne çıkarmayı başarsalar. İşte o zaman asıl uyanış başlamış demektir.

Tabi bu iş kolayca aşılacak bir durum değildir. Öncelikle okuma ve düşünmenin önündeki engellerin aşılması gerekir. Çok emek vermenin yanında niyetlerinde halis olması ve çıkar hesaplarının yapılmaması ve fedakâr olunması gerekir. Bizim gibi düşünmeyenleri eleştirsek bile, onların hür bir ortamda kendilerini ifade etmelerine engel olmamak, hatta engelleyenlere karşı çıkmak, gerekirse bunu sağlamak için ortak mücadele etmek gerekir. İnsanları düşüncelerinden dolayı yargılayıp, mahkûm etmek yerine varsa farklı yorumlarımızla ve düşüncelerimizle cevap verme yolunu seçmeliyiz. Fiili saldırı ve hakaret olmadığı sürece tahammüllü olmak gerekir diye düşünüyorum.

Allah(c.c) insanları zorlamıyor. İnkâr ettikleri halde onların rızıklarını kesip arzından çıkarmıyor. ‘’Dinde zorlama yoktur’’ diyor ve  “Şüphesiz biz ona yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.”(İnsan/3) buyuruyor. Müslüman olduğunu iddia eden bütün grupları acizane bu konuda ciddi adım atmaya çağırıyorum. Yüce Allah cc hak ve hakikatten ayırmasın ve bütün Müslümanları sıratı müstakimde buluştursun. Selam ve dua ile…

 

Süleyman FAYDALI
Süleyman FAYDALIsuleymanfaydali@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Ali Ucar03 Şubat 2019 / 11:21Cevapla

Yüreğine kalemine saglik hocam

N.Yilmaz05 Şubat 2019 / 14:32Cevapla

Değerleri(din ahlak hukuk iktisat sanat zeneat)aracsallastiranlar iktidar olduğu müddetçe
ozlenen sonuc gercekleşmez diye dusunuyorum….