SON DAKİKA

Nesiller Zinciri Kopmamalıdır

Bu haber 15 Aralık 2018 - 9:33 'de eklendi ve 556 views kez görüntülendi.

İngiliz parlamentosu 228 yıl önce nüfusun artıp artmayacağı konusunu tartışıyordu. O dönemde güvenilir veriler olmadığından parlamenterler birbirine zıt olan görüşler ortaya atıyordu. Bu tartışmalardan sonra nüfus sayını yapılmasına karar verildi. (Bell 1996a, s.204). O zamandan beri nüfus hakkında veriler ve istatistikler devamlı çoğalmıştır.

Fransız Devrimi’nden yaklaşık on yıl sonra İngiliz köy papazı Thomas Robert Malthus, “Nüfus ilkesi üzerine bir deneme: Toplumun gelecekteki iyileşmesini nasıl etkiler?” başlığı altında ünlü yapıtını yayınlamıştır (London 1798) ve artan nüfus ve kaynaklar arasındaki orantısızlığa dikkat çekmiştir. İngiltere, Fransa ve Amerika nüfuslarının her 25 yılda iki misli artması nedeniyle, gıda üretiminin buna ayak uyduramayacağını belirtmiştir. Yetersiz beslenme, hastalık ve toplumsal yapıların bozulması sonucunda açlık, sefalet, kitlesel ölümlerin artacağını vurgulamıştır. Nüfus artışının yaşam koşullarının kötüleşmesine ve zengin-fakir arasındaki uçurumun derinleşmesine neden olacağının altını çizmiştir. Malthus’un öngörüleri tümüyle gerçekleşmemişse de, gelecekte gerçekleşmeyecek anlamına gelmemektedir. Bugün dünya nüfusu 7 milyara ulaşmıştır. Bunun dörtte üçü sefalet ve açlık içinde yaşamaktadır. Endüstri ülkeleri dünyayı kendi açısından görmeye devam ettiği için sefalet ve açlık kendilerine dokunmadığı sürece, dünyada her şeyin yolunda gittiği izlenimini oluşturmaya ve bunun ayakta kalmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.

Bana yapılacak bir eleştiri şu olabilir: Bütün bunlardan gerontolog olarak sana ne? Gerçekten benzer eleştiriler en yakınımdaki, benim ne yaptığımı bilen kişiler tarafından bile gelmektedir. Yeryüzünde 70 milyon insanın göçebe olarak yerini yurdunu terk etmek zorunda kalması, Akdeniz’in mezarlık haline gelmesi ve aynı mezarlıkta keyfi yerinde olanların tatilini geçirmesi, yüzüp eğlenmesi, ilk etapta beni insan olarak ilgilendirmektedir, diğer taraftan gerontolog olarak. Milyonlarca insan kötü koşullarda yaşlanıyorsa, onlardan doğacak geleceğin nesilleri acaba hangi koşullarda yaşlanacaktır? Yoksa ölseler de kurtulsak, düşüncesine git gide eğilimiz artmakta mıdır?

Bir taraftan yaşam süresi uyuyor, yaşlılar çoğalıyor, diğer taraftan açlık, sefalet, yoksulluk, savaş ve diğer sebeplerden dolayı dünyanın en yoksul insanları daha da yoksullaşıp, henüz 40-50 yaşlarındayken ölüyor. Ama Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya kıtalarında, dünya nüfusunda “bir avuç” insan, 80 yaşından sonra dünya turuna çıkıyor, maraton koşusuna katılıyor, doktorasını yapıyor, ehliyet alıyor, vs.

Birkaç gün önce Science dergisinde çıkan bir haberde Rusya’nın Yakutistan bölgesinde buzullar altında 47 bin yıl önce donan solucanların yeniden hayata döndürüldükleri açıklandı. Bu haber bazı ülkelerde hiç dikkate alınmazken, bazılarında çok dikkate değer bulundu. Özellikle gelişmiş endüstri ülkelerindeki zenginler umutlandı. Donmuş solucanlar hayata geri dönüyorsa, o zaman belki insanı da dondurup bin, on bin, kırk bin yıl sonra canlandırmak mümkün olabilirdi. Gerçekten Amerika’da bir şirket, birkaç milyon dolar karşılığında ölen zenginleri cesetlerini buzhanelerde saklıyor. Ölmeden önce parayı basıyorsun ve ileride mümkün olursa canlandırılacağına dair garantini de “cebine” atıyorsun, sonra ver elini

buzhane. Paran olunca aklın da olacak diye bir garanti yok. Şirketin sahibi ne kadar yaşayacak? Şirket iflas edemez mi? Bunları hesaba katmıyorlar.

Padişahın eşeğine okuma öğretebileceğini söyleyen vezir hikayesini duymuşsunuzdur. Bilmeyenlere kısa anlatalım: Padişahın çok sevdiği bir eşeği varmış. Padişaha yaranmak isteyen vezirlerden biri eşeğe on yılda okuma öğretebileceğini söylemiş. Bunun üzerine başka bir vezir, eşek eğitmeni vezirin kulağına eğilip, “senin kellenin kesilişini seyrederken çok zevk alacağım” demiş. Bunun üzerine diğeri, “çok umutlanma; on yıl sonra ya ben ya padişah ya da eşek ölmüş olur” demiş.

Ülkemizde yaşam süresi uzuyor, ama yaşlılık ve yoksulluk kol kola ilerliyor. Nüfusumuz da hızla artıyor, ama yaşlanan toplumumuzun geleceğine kafa yoran yok. Bu kadar yaşlıya kim bakacak, bu kadar genç işsizin yaşlılığı nasıl olacak, bu kadar yaşlının emeklilik maaşlarını kim karşılayacak? Bir taraftan gençliğin sorunları, diğer tarafta yaşlıların sorunları çözüm bekliyor. Aslında sorun iki tane değil, sadece bir tanedir: Ömür boyu yaşlanan insanın sorunu! Eğer yaşlanmayı bu zeminde algılarsak, o zaman gençlik ve yaşlılık sorunlarının bir zincirin iki halkası olduklarını da görebiliriz. Hangi hakanın kopacağı önemli değildir. Hangisi koparsa kopsun, zincir kopacaktır. Nesiller zinciri!

Avatar
Prof. Dr. İsmail TUFANismailtufan@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.