SON DAKİKA

ON İKİ EYLÜL POSTALLILARIN ZULMÜ 

Bu haber 21 Eylül 2020 - 9:58 'de eklendi ve 19 views kez görüntülendi.

12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden kırk yıl geçti.

Dönemin aktörlerinin haykırışları, nefretleri yeniden gündem oldu.

Ne yazık ki 12 Eylül’ün hâlâ yaşayan aktörleri açısından bugüne dek tümüyle aydınlatılamamış, aklanamamış, toplum vicdanının bütünüyle rahatlatılamadığı bir trajik anılar ve kozmik sırlar denizidir.

Yaşı büyütülerek idam edilenler, fişlenenler, işten atılanlar, yurttaşlıktan atılanlar, yurtdışına çıkanlar, işkencede cezaevinde açlık grevinde ölenler, ‘intihar edenlerin adı oldu.

Partiler, sendikalar, dernekler kapatıldı; gazeteler, dergiler, kitaplar, şarkılar, filmler yasaklandı, toplatıldı, yakıldı; gazeteciler hapse atıldı, öldürüldü; öğretmenler okullarından atıldığı on iki Eylül…

On iki Eylül geldiğinde sonbahar hüznü çöker ülkenin üzerine.

Demokrasi balans ayarı on iki Eylül unutulmadı unutulmayacak da.

Çok canlar yaktı, çok canlar bedenlerde ayırdı, işkencelerin ve zulmün adıydı.

On iki Eylül postalıların zulmüydü.

Arada kırk yıl geçse de Anadolu’nun üzerinde acısı sönmedi.

Sönecek gibide gözükmüyor.

O yılları canlı yaşayanlardanım.

Askeri cuntanın ayak sesleri geliyordu. Ülke her geçen gün olaylara sahne oluyordu.

Devletin kolluk küvetlerinden asker, polis olaylara müdahalede başarılı olamıyordu.

Yâda oldurulmuyordu.

Her gün yeni olaylar patlak veriyordu.

Sağ, Sol, Alevi, Sünni, Türk, Kürt, milliyetçi, muhafazakâr, selametçi diye ülke kaşınıyordu.

Sol örgütler, bir yanda bunlara geçit vermemek iddiasındaki milliyetçi teşkilatlar silahlı çatışma haline getirilmişti.

Üniversiteler, liseler, sendikalar, devlet daireleri, hatta sokaklar, gruplar arasında bölünmüştü.

Okular, üniversiteler gruplandırılmıştı.

Eğitim kurumları sağcı, solcu, hizipleri üretiyordu.

Gruplaşmalar, kamplaşmalar, kardeş, kavgaları devam ediyordu.

Ülkeyi kargaşa ortamına sokan dış güçlerin baş aktörü ABD daha zile basmamıştı.

Orta doğuda prestijini kaybeden ABD, Türkiye’ye de elden gidecek korkusuyla generalleri acilen darbeye çağırmıştı.

Ortam hazır olmuştu bir gece sabahı Türkiye güne tank sesleriyle uyandı.

ABD başkanı bizim çocuklar ihtilal yaptı mesajını dünyaya vermişti.

Seçimle iktidara gelen hükümet devrilmiş, sokaklarda postal sesleri yankılanıyordu.

Türkiye tarihte darbelerin, muhtıraların ülkesi olduğunu bir kere daha göstermişti.

Türkiye’de darbeler tarihi demokrasi adıyla yapılıyordu…

Demokrasinin seçtiği sivil iktidarlara demokrasi dersi vermek isteyen postallılar oldu.

Cuntanın demokrasi sesleri ülkeyi geriyor boşaltmak için zaman bekliyordu.

Bunların hepsi.

Daha fazla demokrasi…

Gerçek demokrasi…

Ne hikmetse bugüne geldik hala demokrasi diyoruz.

Dünya Amerika’nın kendi hasta bünyesinden ihraç ettiği ya da Avrupa’nın çelişki yüklü demokrasisini türlü bulamadı.

Bunların hepsi demokrasi adına yapıldı.

Yapılan darbelerin aktörleri ne kadar generaller olsa da onları meydanlar getiren güçler hep var oldu.

Postallılar bazen demokrasi ayarı adıyla geldiler, bazen ülke elden gidiyor diye geldiler.

Her gelen generaller kendi düdüklerini ötürdüler.

“Ne yapalım asmayalım da besleyelim” diyenlerin adı on iki eylül.

Zafer ÇAM
Zafer ÇAMzafercam@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.