SON DAKİKA

Aile Destek Merkezi Ziyaret Edildi

Genel, Güncel, Manşetler

ŞEHİT DELİ HALİT PAŞA – 1

Bu haber 12 Aralık 2018 - 9:18 'de eklendi ve 63 views kez görüntülendi.

            “Payitaht Abdülhamit” dizisi yeni sezona Gürkan Uygur’un canlandırdığı Halil Halid Bey karakteriyle girince Halil Halid Bey’in gerçek kimliğini merak ettim. Merak edilmeyecek bir adam da değil Halil Halid Bey. Her yönüyle farklı, sıra dışı, nev-i şahsına münhasır bir tip. Kütüphanemdeki kitaplara baktım. Bulabildiklerimden hazretin izini sürdüm. Belli bir yerden sonra bilgiler karışınca okuduğum “Halid” ile dizide anlatılan “Halid”in farklı kişiler olduklarını gördüm. Ama okumalarıma devam ettim. Kazara da olsa yakın tarihimizin bir başka önemli şahsiyetiyle tanışmış oldum. Bu benim için güzel bir sürpriz oldu. Okuduğum her iki Halid de tüm zorluklara rağmen grûb vaktini yaşayan imparatorluğa omuz vermiş ve netice itibariyle isimlerini tarihin sayfalarına altın harflerle yazdırmış kişilerdir. Ruhları şad olsun.

         Onların yaşadığı dönem, kelimelere sığmayacak kadar acılarla doludur. Hani “düşman kavî, talih zebûn, dost bî-perva, felek bî-rahm, devrân bî-sükûn” deriz ya. Belki daha da ağır bir dönemdir. Cihan devleti dört bir yandan kuşatılmış, ordusu terhis edilmiş, sosyal, siyasal ve ekonomik yönden halk bezmiş, her yanda büyük bir sefalet ve kıtlık yaşanmaktadır. Buna rağmen, sayıları az da olsa, bu enkaza omuz verenler de vardır. Burada ismi zikredilen Halidler de işte bu enkaza omuz veren kahramanlardan sadece birkaçıdır.

         Dizide karşımıza çıkan Halil Halid Bey aslen Ankaralıdır. 1869-1931 yılları arasında yaşamış önemli bir aydın ve diplomattır. Halvetiye’den Şabaniye’ye bağlı Çerkeşiye kolunun kurucusu Mustafa Çerkeşi Efendi’nin torunlarındandır. Babası Çerkeşşeyhizâde Ahmet Refi Efendi’dir, annesi Refika Sıdıka Hanım’dır. Halil Halid önceleri Abdülhamid’in karşısında, Jöntürklerin yanındadır. Fakat Jöntürklerin ihanetini görünce tekrar sultan Abdülhamid’in yanına geçer. Ümmetçidir. Osmanlı’nın yıkılmaması için çok çalışır ama rüzgârlar hep ters yönden eser. Birçok eseri de bulunan Halil Halid Bey 29 Mart 1931’de vefat eder. Mezarı Merkez Efendi Kabristanı’ndadır.

Deli Halid Paşa

         Hikâyesini kazara öğrendiğim “Deli” lakaplı Halit Paşa ise 1883 yılında İstanbul Eyüp’te doğar. Asıl lakabı Eyüplüdür ama zamanla cesareti ve gözü karalığı dolayısıyla “Deli” lakabını alır. Malumunuz Anadolu’da “atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli” derler. İşte Halit Paşa’da bu delilerden biridir. Ona takılan “deli” lakabının akıl noksanlığıyla bir alakası yoktur.

         Paşamız, 1901 yılında Harp Okuluna girer ve 1903 yılında mezun olur. İkinci meşrutiyetin ilan edildiği 1908 yılında üsteğmen rütbesiyle Yemen’e gönderilir. Hayatının takriben yirmi yılı cephelerde, savaş meydanlarında geçer.

“Kılıcın kısaysa adımını uzun at”

         Anası bir gün oğlu Halit’e şöyle der: “Oğlum nedir din kardeşlerimizin bu gâvurlardan çektiği? Bu zulümler ne zaman bitecek?” Deli Halit Paşa üzüntülü bir şekilde şöyle der:

         “Ana ne yapayım kılıcım kısa!” Bunun üzerine anası şöyle der:

         “Oğlum kılıcın kısaysa, adımını uzun at”

         O böyle bir ananın evladıdır. Mecliste vurulma haberi anasına ulaştırıldığı zaman şöyle der:

         “Benim oğlumu arkadan vurmuşlardır yoksa o önden vurulacak biri değildir!”

         “Neden” diye sorduklarında şöyle cevap verir: “Çünkü ben oğlumu helal süt ile emzirdim.”

         Evet, oğlunu helal süt ile emziren annenin oğlu meclis koridorlarında kardeş zannettiği hainler tarafından arkadan vurularak şehid edilir. Allah taksiratını affetsin. Gözü kara yiğit bir adamdı. Onun bu dillere destan kahramanlığını duyan Ermeni komutan Yarbay Mazmanof, Kars’ın fethinde, Demirköprü’de esir düşünce, Deli Halid’in eline düşmektense ölürüm daha iyidir diyerek kendi silahıyla kendisini vurarak intihar eder.

“Dönersem Beni Vurun!”

         Deli Halit Paşa, Osmanlı’nın dağılma sürecine girdiği, her gün binlerce insanın yok yere katledildiği ölüm-kalım günlerinde cepheden cepheye koşarak sayısız başarılara imza atan bir askerdir. Kars, Ardahan ve Batum’u Ermeniler’den geri aldığı için soyadı kanunu çıkınca gıyaben “Karsıalan” soyadıyla taltif edilir.

         Doğuda Ermenilerin yaptığı acımasız katliamlara şahit olduğu halde metanetini hep korumuş, insanlığına ve vicdanına halel getirecek hiçbir işe bulaşmamıştır. Devletçidir, iyi bir askerdir, disiplinlidir, kuralcıdır. Onun en dikkat çeken yanlarından bir tanesi çift tabancayla gezmesidir. Askerden kaçanlara karşı acımasızlığı dillere destandır. Kaçakları yakaladığında kısa bir sorgulamanın ardından sol tarafında taşıdığı ve “uğursuz” olarak adlandırdığı tabancasıyla vururdu. Tabi bu sorgulamalar neticesinde affettikleri de olurdu. Suçsuz ve masum gördüğü insanlara karşı çok merhametliydi.

         Kars’ın alındığı gün esir Ermenileri ne yapacaklarını sorduklarında “Gençlerini yakalayın, çocuk ve kadınlarına bir gedik açın, kaçsınlar” talimatını verir. Binlerce insanımızı kadın, çoluk çocuk, yaşlı genç demeden öldüren Ermenilere karşı gösterdiği bu tavır takdire şayandır.

         “Deli” lakaplı olmasına rağmen yufka yürekliydi. Mertti, cesurdu ama namert değildi. Kadına, çocuğa, talebeye eli kalkmazdı. Erzurum Narman’da peşlerine düştükleri Ermenileri Pembe Kilise’ye kadar kovalarlar. Pembe Kilise bugün Ermenistan sınırları içindedir. Burada kırk tane Ermeni talebeyle karşılaşınca onları hemen koruma altına alır. Bu tavrı kendisine zulmedene bile adaletle muamele eden ecdadımızın düşmanlarından ne kadar farklı olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Bunun sebebini merak edenler Halid Paşa’nın anasının sözünü hatırlasınlar. Ne diyordu Fatma Ana? “Ben oğlumu helal sütle ile emzirmişim.” Buradaki espriyi anlamayanlar bizi anlayamazlar, tabir yerindeyse tarihimize hep Fransız kalacaklardır.

         Evet, ömrü savaş meydanlarında mücadeleyle geçen Halit Paşa bir aile kurmaya, evlenmeye vakit bulamayacak kadar dolu dolu yaşadı. Sağ işaret parmağının yarısı yoktu.  Vücudunun on iki yerinde kurşun yarası vardı. Yarı hafızdı. Cebinde Kuran-ı Kerim ile gezerdi. Her saldırı öncesi Fetih Suresini okuması âdetiydi. Tüm çarpışmalarda askerlerin önünde yürür ve şöyle derdi:

         “Dönersem beni vurun, siz dönerseniz ben de sizi vururum.”

         Devam edecek.

Abdulbari KARABEYESER
Abdulbari KARABEYESERabdulbarikarabeyeser@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.