SON DAKİKA

Şehit Deli Halit Paşa -2

Bu haber 13 Aralık 2018 - 9:38 'de eklendi ve 34 views kez görüntülendi.

Teşkilat-

Teşkilat-ı Mahsusa’ya Girişi

      Halit Paşa İttihatçıların meşhur fedaisi Yakup Cemil (1874-1916) ve Şark Cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa ile yakın mesai içinde çalışır. Bu yakınlık zamanla huy olarak da Yakup Cemil’e benzemesini sağlar. Elinde silah ve her daim patlamaya hazır bir tabanca gibi kabına sığmayan kişiliğini Yakup Cemil’den aldığı söylenir. Akıbetleri de birbirine benzer. İkisi de vurularak öldürülür.

         1914’te Kafkasya Cephesi’nde, Yakup Cemil Alayı’nda tabur komutanı olarak Birinci Dünya Savaşı’na katılır. Ardahan Zaferi’nden sonra binbaşı (1915), Elviye-i Selase’nin (Kars-Ardahan-Batum) kurtarılmasından sonra yarbay, 26 Ağustos 1922‘de katıldığı Büyük Taarruz’daki başarılarından dolayı da general olur. İstiklal Madalyası, gümüş liyakat, gümüş imtiyaz, altın liyakat, altın imtiyaz, üçüncü rütbeden kılıçlı Osmanlı ve Avusturya ve Afganistan hükümetlerinin birer nişanı ile taltif edilir. Doğuda hem Ermenilerin geri püskürtülmesinde, hem de Şeyh Eşref İsyanı gibi fevri birçok ayaklanmayı bastırmada büyük rol sahibidir. Özellikle Erzurum Kongresi ve sonrası Mustafa Kemal’e karşı ortaya çıkan muhalefeti etkisiz hale getirmedeki payı yadsınamayacak kadar büyüktür. Buralardaki başarılarından dolayı Teşkilat-ı Mahsusa’ya kabul edilir.

Askerlikten Mebusluğa

         Cumhuriyet’in kurulmasından sonra Aralık 1923 tarihinde çıkarılan bir yasa ile ordunun siyasetle ilişkisi kesilir. Bunun üzerine birçok paşa mebus olur. Bunlardan biri de Deli Halit Paşa’dır. Atatürk’ün ısrarıyla 28 Haziran 1923’te II. Dönem Büyük Millet Meclisi’ne Ardahan mebusu olarak girer.

         Mebus olur olmasına ama hiç de rahat değildir. Çünkü halkın değerleriyle kopuk bir meclisle karşılaşır. Uğruna kurşun yediği, ölümü göze aldığı değerlerin bir bir tasfiye edildiğini görmek onu kahreder, sinirlerini bozar. Bir dostuna yazdığı mektupta o günleri ve içine düştüğü ruh halini şöyle özetler:

         “Burada asap bozucu bir sürü hadise cereyan ediyor. Ben de siyasetten pek anlamıyorum. Bir de, pek çok garip insanlar peyda oldu. Mücadele yıllarında nerelerde olduklarını bilmediğim bu adamların dilinden ‘kurtuluş, mücadele, memleket” lafları hiç düşmüyor… Bu hal izzetinefsime dokunuyor.”

         Evet, Ermenileri bu topraklardan kovan Fatih komutan Halit Paşa, dillerinden anlamadığı “garip” insanların arasında kendisini çok yalnız hisseder, sinirleri bozulur. Kendince bulduğu tek çare bu meclisten bir an önce uzaklaşmaktır. Bunu da dostuna yazdığı o mektuptan öğreniyoruz:

         “En iyisi tedavi bahanesiyle tamamen çekilmek, sonra da askerliğe dönmek ya da Eyüp’teki çiftliğe (babasının çiftliği) yerleşmek.”

“Halid Paşa’yı vurdular!”

         Maalesef Halid Paşa bu arzularının hiçbirini gerçekleştirme imkânı bulamadan zorla getirildiği mecliste, dillerinden anlamadığı zorbaların tuzaklarına yenik düşer ve bir arbede sırasında sırtından vurularak şehid edilir. Takvimler 9 Şubat 1925’i göstermektedir Onu vuranların başında İstiklal Mahkemelerinin hâkimi “Kel Ali” namıyla meşhur Afyon mebusu Ali Çetinkaya gelir. Onlar mecliste bulunan bir gruptur ve “Kabadayılar Grubu” diye meşhurdurlar. Elebaşları Ali Çetinkaya, Osmaniye Mebusu Hüseyin Avni Bey, Gaziantep mebusu Kılıç Ali, Rize Mebusu Rauf Bey, Elazığ mebusu Hüseyin Bey ve Kozan Mebusu Ali Saip Bey’dir. Halit Paşa’nın mecliste ölmesi için ellerinden geleni yaparlar. Her türlü yolsuzluk, rüşvet, talan, adam vurma, adam kaçırma gibi bütün pis işler bu grubun eliyle yapılmaktadır.

         Halit Paşa vurulduğunda ortalıkta ne bir polis, ne bir hademe ne de başka bir yetkili görünmektedir. Tüm yetkililer meclisteki Kabadayılar Grubu’nun marifetiyle ortalıktan uzaklaştırılmıştır.

         Halit Paşa’yı hastaneye göndermezler. Paşayı ayaklarından tutarak karga tulumba kâtipler odasına alırlar. Kâtipler hemen yanaştırdıkları üç masanın üzerine paşayı yatırırlar. Yarım saat kadar gecikmeyle mecliste bulunan Mersin Mebusu Dr. Reşit Galip gelip paşanın ilk tedavisini yapar. Akabinde İstanbul’dan doktor çağrılır. Doktor tam üç gün sonra, 11 Şubat Çarşamba günü gelir. Perşembe günü paşayı ameliyata alırlar. Paşa gene hastaneye kaldırılmaz ve orada, o kâtiplerin soğuk odasında bakımsız şartlarda tedavi edilir gibi yapılarak ölüme terk edilir. Ameliyatı iyi geçtiği halde, şuuru yerinde olduğu halde, durumu iyiye gittiği halde 14 Şubat gecesi fenalaşır ve kurşun yarasından değil de, o odada kaptığı zatürreden vefat eder. Bu süre zarfında Halid Paşa’nın ne ifadesi alınır ne de olay mahkemeye intikal ettirilir. Meclis’e gelip, Halid Paşa’yı görmeden inceleme yapan savcı  “Tecavüze uğrayan Ali Bey’in kendini müdafaa ederken Halid Paşa’nın vurulduğu” şeklin­de zabıt düzenler ve olay örtbas edilir. Onu vuranların ele başısı Keli Ali, bu cinayetten hayli kârlı çıkarak bir sene sonra kurulacak olan İstiklâl Mahkemeleri’ne başkan yapılır.

         9 Şubat 1925 tarihinde vurulan Halit Paşa, 14 Şubat gecesi saat ikiyi on geçe kâtipler odasında birleştirilmiş masaların üzerinde ruhunu teslim eder. Naşı İstanbul’a getirilir ve büyük bir halk kalabalığının iştirakiyle Eyüp’teki evinin mezarlığına defnedilir. 

         Devam Edecek.      

ı Mahsusa’ya Girişi

      Halit Paşa İttihatçıların meşhur fedaisi Yakup Cemil (1874-1916) ve Şark Cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa ile yakın mesai içinde çalışır. Bu yakınlık zamanla huy olarak da Yakup Cemil’e benzemesini sağlar. Elinde silah ve her daim patlamaya hazır bir tabanca gibi kabına sığmayan kişiliğini Yakup Cemil’den aldığı söylenir. Akıbetleri de birbirine benzer. İkisi de vurularak öldürülür.

         1914’te Kafkasya Cephesi’nde, Yakup Cemil Alayı’nda tabur komutanı olarak Birinci Dünya Savaşı’na katılır. Ardahan Zaferi’nden sonra binbaşı (1915), Elviye-i Selase’nin (Kars-Ardahan-Batum) kurtarılmasından sonra yarbay, 26 Ağustos 1922‘de katıldığı Büyük Taarruz’daki başarılarından dolayı da general olur. İstiklal Madalyası, gümüş liyakat, gümüş imtiyaz, altın liyakat, altın imtiyaz, üçüncü rütbeden kılıçlı Osmanlı ve Avusturya ve Afganistan hükümetlerinin birer nişanı ile taltif edilir. Doğuda hem Ermenilerin geri püskürtülmesinde, hem de Şeyh Eşref İsyanı gibi fevri birçok ayaklanmayı bastırmada büyük rol sahibidir. Özellikle Erzurum Kongresi ve sonrası Mustafa Kemal’e karşı ortaya çıkan muhalefeti etkisiz hale getirmedeki payı yadsınamayacak kadar büyüktür. Buralardaki başarılarından dolayı Teşkilat-ı Mahsusa’ya kabul edilir.

Askerlikten Mebusluğa

         Cumhuriyet’in kurulmasından sonra Aralık 1923 tarihinde çıkarılan bir yasa ile ordunun siyasetle ilişkisi kesilir. Bunun üzerine birçok paşa mebus olur. Bunlardan biri de Deli Halit Paşa’dır. Atatürk’ün ısrarıyla 28 Haziran 1923’te II. Dönem Büyük Millet Meclisi’ne Ardahan mebusu olarak girer.

         Mebus olur olmasına ama hiç de rahat değildir. Çünkü halkın değerleriyle kopuk bir meclisle karşılaşır. Uğruna kurşun yediği, ölümü göze aldığı değerlerin bir bir tasfiye edildiğini görmek onu kahreder, sinirlerini bozar. Bir dostuna yazdığı mektupta o günleri ve içine düştüğü ruh halini şöyle özetler:

         “Burada asap bozucu bir sürü hadise cereyan ediyor. Ben de siyasetten pek anlamıyorum. Bir de, pek çok garip insanlar peyda oldu. Mücadele yıllarında nerelerde olduklarını bilmediğim bu adamların dilinden ‘kurtuluş, mücadele, memleket” lafları hiç düşmüyor… Bu hal izzetinefsime dokunuyor.”

         Evet, Ermenileri bu topraklardan kovan Fatih komutan Halit Paşa, dillerinden anlamadığı “garip” insanların arasında kendisini çok yalnız hisseder, sinirleri bozulur. Kendince bulduğu tek çare bu meclisten bir an önce uzaklaşmaktır. Bunu da dostuna yazdığı o mektuptan öğreniyoruz:

         “En iyisi tedavi bahanesiyle tamamen çekilmek, sonra da askerliğe dönmek ya da Eyüp’teki çiftliğe (babasının çiftliği) yerleşmek.”

“Halid Paşa’yı vurdular!”

         Maalesef Halid Paşa bu arzularının hiçbirini gerçekleştirme imkânı bulamadan zorla getirildiği mecliste, dillerinden anlamadığı zorbaların tuzaklarına yenik düşer ve bir arbede sırasında sırtından vurularak şehid edilir. Takvimler 9 Şubat 1925’i göstermektedir Onu vuranların başında İstiklal Mahkemelerinin hâkimi “Kel Ali” namıyla meşhur Afyon mebusu Ali Çetinkaya gelir. Onlar mecliste bulunan bir gruptur ve “Kabadayılar Grubu” diye meşhurdurlar. Elebaşları Ali Çetinkaya, Osmaniye Mebusu Hüseyin Avni Bey, Gaziantep mebusu Kılıç Ali, Rize Mebusu Rauf Bey, Elazığ mebusu Hüseyin Bey ve Kozan Mebusu Ali Saip Bey’dir. Halit Paşa’nın mecliste ölmesi için ellerinden geleni yaparlar. Her türlü yolsuzluk, rüşvet, talan, adam vurma, adam kaçırma gibi bütün pis işler bu grubun eliyle yapılmaktadır.

         Halit Paşa vurulduğunda ortalıkta ne bir polis, ne bir hademe ne de başka bir yetkili görünmektedir. Tüm yetkililer meclisteki Kabadayılar Grubu’nun marifetiyle ortalıktan uzaklaştırılmıştır.

         Halit Paşa’yı hastaneye göndermezler. Paşayı ayaklarından tutarak karga tulumba kâtipler odasına alırlar. Kâtipler hemen yanaştırdıkları üç masanın üzerine paşayı yatırırlar. Yarım saat kadar gecikmeyle mecliste bulunan Mersin Mebusu Dr. Reşit Galip gelip paşanın ilk tedavisini yapar. Akabinde İstanbul’dan doktor çağrılır. Doktor tam üç gün sonra, 11 Şubat Çarşamba günü gelir. Perşembe günü paşayı ameliyata alırlar. Paşa gene hastaneye kaldırılmaz ve orada, o kâtiplerin soğuk odasında bakımsız şartlarda tedavi edilir gibi yapılarak ölüme terk edilir. Ameliyatı iyi geçtiği halde, şuuru yerinde olduğu halde, durumu iyiye gittiği halde 14 Şubat gecesi fenalaşır ve kurşun yarasından değil de, o odada kaptığı zatürreden vefat eder. Bu süre zarfında Halid Paşa’nın ne ifadesi alınır ne de olay mahkemeye intikal ettirilir. Meclis’e gelip, Halid Paşa’yı görmeden inceleme yapan savcı  “Tecavüze uğrayan Ali Bey’in kendini müdafaa ederken Halid Paşa’nın vurulduğu” şeklin­de zabıt düzenler ve olay örtbas edilir. Onu vuranların ele başısı Keli Ali, bu cinayetten hayli kârlı çıkarak bir sene sonra kurulacak olan İstiklâl Mahkemeleri’ne başkan yapılır.

         9 Şubat 1925 tarihinde vurulan Halit Paşa, 14 Şubat gecesi saat ikiyi on geçe kâtipler odasında birleştirilmiş masaların üzerinde ruhunu teslim eder. Naşı İstanbul’a getirilir ve büyük bir halk kalabalığının iştirakiyle Eyüp’teki evinin mezarlığına defnedilir. 

         Devam Edecek.      

Abdulbari KARABEYESER
Abdulbari KARABEYESERabdulbarikarabeyeser@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.