ŞİRK BATAKLIĞINA DÜŞME TEHLİKESİ | Kırşehir Aşıkpaşa Gazetesi

SON DAKİKA

6 Katlı Bina Karantinaya Alındı

Genel, Güncel, Manşetler

ŞİRK BATAKLIĞINA DÜŞME TEHLİKESİ

Bu haber 07 Aralık 2018 - 9:31 'de eklendi ve 23 views kez görüntülendi.

Kur’an-ı Kerim’de “şirk” kavramı, aynı kökten türeyen isim ve fiillerle birçok ayette geçmektedir. Cenab-ı Hakk’ın ulûhiyetine ortak tanıma anlamındaki şirkin muhtevası Kur’an’da “küfüv” (denk, benzer), “misl” (eş, benzer), “velî” (dost, efendi), “nid” (denk, benzer), “şefî” (şefaatçi) ve “şehid” (yardımcı) kelimeleriyle ifade edilmiştir.

Kur’an’da, Allah’ın varlığı ve birliğinin, eşi ve benzeri olmadığının sık sık vurgulanmasının yanında, herhangi bir varlığın onun ulûhiyetine ortak koşulmaması, sadece ona kulluk edilmesi, ancak ondan yardım istenmesi, ona sığınılması, şefaatin ancak Allah’tan beklenmesi ve onun izniyle gerçekleşeceğine inanılması emredilmektedir.

Cahiliye Araplarında ay, güneş ve yıldızlara “ilah” diye tapıldığı gibi, duyularla idrak edilemeyen “Cin” ve “Melek” gibi varlıklara da inanılıyor, onlar Allah’ın ortakları, yardımcıları olarak görülüyorlardı. Ayrıca bazı insanları ve onları temsil eden putları, kendileri ile Allah arasında bir vesile kabul ediyor, onların kendilerini Allah’a yaklaştıracağına, onun katında şefaatçi olacağına inanıyorlardı. Allah’ı inkar etmiyor, onun varlığına inanıyor fakat; “O, çok yücelerdedir. Biz ona ulaşamayız” veya “Bizim onun yanında bir değerimiz yok, O’nun katında değerli olan bu aracılar bizi ona yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz” diyorlardı.

Onların Allah’a ortak koştukları putlar;

kimseye fayda ve zararı dokunamayan (Maide 5/76, Yunus 10/18. 106)

hiçbir şeyi yaratamayan ve kendileri yaratılmış olan (A’raf 7/191, 192)

kendilerine bile fayda ve zarar veremeyen (Ra’d 13/16)

yaşatmaya ve hayata son vermeye, ölüleri diriltmeye güçleri yetmeyen (Furkan 25/3)

hepsi bir araya gelse bir sinek bile yaratamayan, hatta sineğin kendilerinden kaptığı bir şeyi geri alamayacak kadar aciz olan (Hacc 22/73) varlıklar olarak nitelendirilir.

Müşrikler eleştirildikleri konularda, atalarını taklit ettiklerini, onların izinden gittiklerini mazeret olarak göstermektedirler. (Bakara 2/170, 171 Lokman 31/21)

Kur’an’a göre şirk, Allah’ın asla bağışlamayacağı en büyük günah, doğru yoldan sapma ve büyük bir zulümdür. (Nisa 4/48, 116 Lokman 31/13)

Şirk, hadis kaynaklarında da genişçe yer almaktadır. Hz. Peygamber’in bütün mücadelesi şirki ortadan kaldır ve inananları tevhidî bir çizgiye getirme gayretinden ibarettir. Hz. Peygamber, müşrik bir toplumda tevhid inancını yerleştirmeye çalıştığı için tevhide aykırı inançlara yol açabileceği kaygısıyla ilk zamanlarda kabir ziyaretini bile yasaklamış, daha sonra ibret almak için ziyaretine izin verse bile kabirlerin ibadet yeri haline getirilmesini men etmiştir. (Ebu Davud/ Cenâiz bahsine bakınız.)

Hz. Peygamberin bu titizliğine rağmen ölen insanların üzerine önce şatafatlı türbeler ve yanına mescitler yapmak suretiyle zamanla insanların türbelerden istimdad(dilekte bulunma) gibi şirke varan uygulamalarına kapı aralanmıştır.

Nasslardan çıkarılan inanç esaslarına göre Allah’tan başka en çok saygı gösterilecek varlık, Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. Kur’an’da Allah’ı sevme ve onun affına mazhar olma yolunun Rasulullah’a uymaktan geçtiği (Al-i İmran 3/31-32), Peygamber’e itaat etmenin Allah’a itaat anlamına geldiği ifade edilmiş (Nisa 4/80) ve Peygamber’de hiçbir ilahî özelliğin bulunmadığı vurgulanmıştır. (Al-i İmran 3/79, 80 Maide 5/116, 117 Kehf 18/110)

Bu ayetlerden birinin anlamını burada zikretmek istiyorum. Diğerlerine umarım okuyucular bakarlar. “ De ki: Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana ilahınızın sadece bir ilah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa iyi iş yapsın (Salih amel işlesin) ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ona ortak koşmasın.” (Kehf 18/110)

Hire halkının kendi liderlerine secde ettiklerini gören Kays b. Sa’d, Rasulullah’ın secde edilmeye daha layık olduğunu düşünüp bunu kendisine teklif etmiş, O da Allah’tan başkasına asla secde edilemeyeceğini belirterek kendisine secde edilmesini kesinlikle yasaklamıştır. (Ebu Davud/ Nikah 40)

Konuyla ilgili bir hadiste de şöyle denilmektedir.

“Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı insanüstü niteliklerle övdüğü gibi siz de beni övmeyin. Ben sadece Allah’ın kuluyum. Benim için Allah’ın kulu ve Rasulü deyin.” (Müsned, Buhari, Darimi)

Hz. Peygamber (s.a.v.) ümmeti hakkında, doğrudan Allah’a ortak koşması şeklindeki açık şirkten değil, ibadetleri başkalarına hoş görünmek için (riya) yapmaktan ibaret olan gizli şirkten korktuğunu belirtmiştir. (Müsned, İbn-i Mace)

Hz. Peygamber’in bu hassasiyeti ve uygulaması bir hakikat iken bazı cemaatlerin şeyh ve üstad kabul ettikleri kişiler huzurunda eğilmeleri, aşırı tazimleri, hatta onların huzurundan, yere kapanarak sürüne sürüne geri çekilmeleri neyle izah edilebilir.

Hz. Peygamber (s.a.v.), önceleri Hıristiyan olan Adi b. Hatim’den boynundaki altın haçı çıkarmasını istemiş ve konuyla ilgili Tevbe Suresi 31. Ayeti okumuştur. Adi b. Hatim’in “biz onlara Rab demiyorduk” demesi üzerine Rasulullah; Yahudi ve Hıristiyanların haham ve rahiplerine tapınmadıklarını, fakat onlar kendilerine bir şeyi helal kılınca bunu helal saydıklarını haram kılınca da haram kabul ettiklerini belirtmiş, Allah’ın kitabını dikkate almadan onların her söylediğini doğru kabul ederek onlara her konuda itaat ettikleri için onları Rab kabul etmiş olduklarını izah etmiştir. (Tirmizi)

Müşrikler uluhiyetin, tapındıkları putlara değil Allah’a ait olduğunu biliyor fakat kendilerini doğrudan Allah’a ibadet etmeye layık görmedikleri, ona karşı gereğince kulluk yapamadıkları için Allah’a yakınlaşıp şefaatte bulunacaklarını umarak putlara tapmayı adet ediniyorlardı. Müşrikler, atalarının da aynı şeyi yaptığını, dilemesi halinde Allah’ın buna engel olabileceğini söylüyorlardı. (Nahl 16/35 Zuhruf 43/20)

Şah Veliyyullah ed- Dihlevi, insanları şirke götüren inanç ve davranışları, Allah’tan başkasına secde etmek, arzu ve isteklerinin gerçekleşmesini başkasından beklemek, Allah’tan başka bir varlığa dua etmek, din adamlarını Rab edinmek (onların her dediğini doğru kabul etmek ve öyle inanmak), putlara ve yıldızlara kurban kesmek, Allah’a kız ve oğul isnat etmek, Allah’tan başka bir varlık adına yemin etmek, çocuklara, Allah’tan başka bir mevcuda nispetle ‘şunun kulu’ diye isim vermek, Allah’tan başka birinin rızası için haccetmek, bazı varlıkları, bulundukları mekanları yücelterek dinî amaçla ziyaret etmek şeklinde sıralamıştır. (Huccetullahi’l-Baliğa)

Doğrudan değil dolaylı olarak şirk sayılabilen, Tevhid inancını zedeleyerek şirke kapı açan telakkiler, İslam toplumlarında da görülmektedir.

Bir Müslümanın Allah’tan başka varlıklara karşı duyacağı sevgi ve saygı, yaratılmışlık sınırlarının ötesine geçmemelidir. Nasslardan çıkarılan ve Müslümanlar tarafından benimsenen inanç prensiplerine göre hiçbir insan Peygamber derecesine çıkamaz, Peygamberlere bile insan üstü bir özellik nispet edilemez.

Sadece Allah’a gösterilebilecek tazim ve hürmet, başka hiçbir şeye veya kimseye gösterilemez. Başta peygamberler olmak üzere Allah katında makbul olan sıdıklar, şehitler, Salihler (Nisa 4/69), insanların hüsnü zanda bulundukları velîler, hatta meleklerden hiçbiri aşkın (yüce ilah) olma özelliğine

sahip olamaz. (Nisa 4/172 Yunus 10/62-64) Kutsiyetin mecazî manada da olsa insana izafe edilmesi, onda yaratılmışlık üstü güçlerin veya niteliklerin varlığını akla getireceğinden sakıncalı bulunmuştur.

Şirkin en önemli sebebi, Allah’ın, şanına yaraşır biçimde tanınamaması, Kur’an ışığında tevhid inancının gerektiği gibi benimsenememesi veya korunamamasıdır.

Allah Teala’nın insanı akıl gücüyle donattığı ve ona Allah’tan başka tapınılacak ilahın bulunmadığını bildiren Peygamberler gönderdiği halde insanlar, düşünce tembelliğine kapılmışlardır. Şirk, cehaletin, aczin ve tembelliğin eseri olup bir yönüyle insanın kendini aldatmasıdır.

İslam’ın namusu Tevhid; şirk ise bu namusun kirletilmesidir.

Dihlevî, şirk konusuna psikolojik açıdan yaklaşarak, insanların bazı şahsiyetlerdeki farklı halleri olağanüstü imiş gibi algılayıp onlara bir tür kutsiyet atfettiğini, zamanla ilahî özelliklere sahip olduklarına inanır hale geldiklerini ve insanlara saygıda aşırıya kaçarak şirke düştüklerini belirtir. Huccetullahi’l-Baliğa)

Elmalılı Hamdi Yazır, bazı müşriklerde iftiranın, bazılarında ise sapkınlığın öne çıktığına dikkat çekmiştir. Ona göre Ehl-i Kitab’ın şirki, sapkınlıktan çok iftira niteliği taşırken diğerlerinin şirki, iftiradan çok sapkınlığın eseridir. Birincisi saygısızlıktan, ikincisi cehaletten ileri gelmektedir. Her ikisi de tevbe edilmediği sürece Allah tarafından affedilmeyecektir. Şirkleri cehaletten kaynaklanan kimselerin ilmî ve aklî gelişmeyle şirkten vazgeçmeleri mümkün iken, şirkleri saygısızlıktan kaynaklanan kişilerin ilmi arttıkça azgınlıklarının da artacağını ve iftiralarına devam edeceklerini ifade eder. (Hak Dîni Kur’an Dili/III)

Yüce Allah bizleri şirke düşecek cehaletten ve sapkınlıktan korusun.

Selam ve dua ile…

Süleyman FAYDALI
Süleyman FAYDALIsuleymanfaydali@asikpasagazetesi.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.