Müftü Yaman’dan Muharrem Ayı Mesajı

Kırşehir İl Müftüsü Mehmet Yaman, Muharrem ayı münasebetiyle mesaj yayınladı.

Kırşehir İl Müftüsü Mehmet Yaman, Muharrem ayı münasebetiyle mesaj yayınladı. Müftü Mehmet Yaman: “Yayınladığı mesajında, Muharrem ayı, insanlığın bidayetinden bu yana, insanlık üzerinde önemli olayların cereyan ettiği aylardan birisidir.” dedi.

Kırşehir İl Müftüsü Mehmet Yaman mesajında; “Medine-i Münevvere’de yeni Müslüman olmuş Ensar’ın öncüleri, Efendimizi Akabe’de Medine’ye davet etmişlerdi. Rasûlullâh Efendimiz EbûBekrSıddîk (R.A.) ile birlikte yola çıkmıştı. Bizlere, hayat boyu unutmayacağımız derslerden birisini de vermişti. Yerine, esâsen kuzeni olan ve sonradan damadı olacak olan Hz. Ali (r.a.)’i görevlendirmiş, emanetleri sahiplerine iade ettikten sonra da kendisinin hicret etmesini istemişti. Hâlbuki emanetleri bırakanlar, kendisini öldürmek isteyenlerin ya kendileri ya da yakınları idi. Peygamberimiz (AS) bütün bunlara rağmen onlara vermiş olduğu sözü yerine getiriyor, kendilerine olan güvenlerini sarsmıyordu. Ümmet-i Muhammed, Efendimizin bu güzel davranışını hayatı boyunca unutmamalı ve hayatına tatbik etmelidir.

Peygamber Efendimiz (as) Kuba’ya vardığında, orada bir camii inşâsı yanında, toplumlar arasındaki savaş ortamını sulh ortamına çevirmek için ciddi gayretler göstermiş, yaklaşık 120 yıldır düşük yoğunlukta devam eden Buas savaşlarını bitirerek Evs ve Hazrec’iKuba’da barıştırarak kardeş ilan etmişti. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav) bir medeniyet inşa edecekti, medeniyetin inşası ise ancak sulh ile mümkün olabilirdi. Toplumsal barışı sağlarken, diğer yandan Peygamber Efendimiz Kuba’dan Medine’ye geçtiğinde Medine’de yine bir câmi inşa ettirmiş, bunun yanında Ensar ve Muhacir’i kardeşleştirerek sosyal adâletin ve paylaşmanın en güzel örnekliğini göstermiştir. Sosyal barışın olmadığı yerde medeniyetin inkişafının söz konusu olmadığını en iyi bilen Efendimiz, uygulamalarıyla bunu bizlere göstermiştir.

Yine Rasûlullâh Efendimizin Medine-i Münevvere ’de yapmış olduğu üçüncü büyük hamle kanaatimizce, eğitim ve öğretime vermiş olduğu destektir. Medine’ye varır varmaz başlatmış olduğu eğitim faaliyetlerini, bir kısmını örgün eğitim, diğer kısmını da yaygın eğitim diyebileceğimiz alanda genişleterek devam ettirmiş, namaz öncesi ve sonrası vakitlerde, sahabe-i kirâm’a sohbet ederek yaygın eğitimin örnekliğini gösterirken, ashâb-ı suffa ve kadın suffâsı dediğimiz bölümlerde, pazartesi ve Perşembe günleri sabah namazlarından sonra erkek ve hanımlara ayrı vakitlerde dersler vererek örgün eğitimin örnekliğini bizlere göstermiştir.. Burada yetiştirmiş olduğu öğrencilerini çeşitli kabilelere göndererek İlamın tebliğinde onlardan azami derecede istifade etmiştir.

Bedevî bir toplumdan medenî bir topluma geçişi en sağlıklı dinamiklerle gerçekleştiren Hz. Peygamberimiz ve onun güzîde ashabı, kısa sürede İslam medeniyetinin aydınlığını bütün Arap yarımadasına yaymış, Efendimiz (as)’dan sonra dünya halkları, İslam medeniyetinin o aydınlık ikliminde geleceğini daha güzel şekillendirme imkânlarını elde etmişlerdir. Bize düşen, yeniden o değerleri keşfetmek, Efendimiz (as)’ın bize getirdiği ilkeleri hayata geçirerek hicreti daha güzel anlamak ve anlamlandırmaktır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’in en yakınındaki insanlar, onun ehl-i beyt’idir. Bu konuda ümmet-i Muhammed arasında ihtilâf olmakla birlikte, bir kısmı Peygamberimizin maiyyeti altında bulunanların yani, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin gibi zevâtın ve onlardan tevârüs edenlerin ehl-i beyt olduğunu kabul ederken, bir kısım ulemâ, bunların yanında Kur’an’daki ayet-i kerimede belirtilen; “yâehle’lbeyt” şeklindeki hitaptan hareketle “ezvâc-ı tâhira” nın da ehl-i beytten olduklarını kabul etmektedirler..

Bu ihtilâfı bir kenara bırakacak olursak, Peygamber Efendimizin hâne halkından her biri bizim için hem değerli hem de önemlidir. Zira bunları her biri Efendimizin birinci derecede rahle-i tedrîsinden geçmiş olan aile fertleridir. Her biri bir ahlâk ve kemâlâtâbidesi, her biri gerçekten bizlere örnek teşkil eden güzel davranışları ortaya koyan şahsiyetlerdir. Onlara karşı sevgi ve muhabbet, kuşkusuz Rabbimizin bizden istediği güzel davranışlardandır.

Allah (azze ve celle) gerek ahzâbsûresinde ve gerekse nûr surelerindeki mübârekâyetlerle bizlere ezvâc-ı tâhirat hakkında yol göstermekte, onların mü’minlerin anneleri olduklarını söylemekte, Efendimizin vefâtından sonra bile hiç kimsenin onlarla evlenemeyeceklerini beyan etmektedir. Annelere olan sevgimizden daha fazlasını onlara göstermemiz gerekmektedir. Efendimiz (as)’ın neslinden gelen ve mü’min ve müslim olan herkes bu saygı ve ihtirâma layıktır. Hiçbir şekilde haklarında kötü bir söz söyleyemeyiz, söylenmesine müsaade edemeyiz. Onları hep hayırla anar ve kendilerine yalnızca duâlar ederiz. Bu davranışlarımızın da bizi Allâh’ın hoşnutluğuna götüreceğini biliriz. Allah cümlesinden râzı olsun.

Muharrem ayı, insanlığın bidayetinden bu yana, insanlık üzerinde önemli olayların cereyan ettiği aylardan birisidir. Üzerinde, âlimlerin büyük çoğunluğunun ittifak etmiş olduğu görüşlere göre, Nûh (a.s.)’ıntûfandan kurtulması Muharrem ayına denk gelmiş, ve âşûrâ geleneği de o günden bu yana devam edegelmiştir. Ayrıca, Musâ (As)’ınFir’avn’un zulmünden kurtulması da Muharrem ayına denk gelmektedir. Bizim geleneğimizde, Efendimiz (a.s), Ramazan orucu başlamadan önce, Muharrem ayında oruç tutardı ve oruç tutulmasını mü’minlere tavsiye ederdi. Hatta yapılan araştırmalarda, müşrik arapların da Muharrem ayında oruç tuttukları rivayetleri vardır. Bu konuda, sahabe-i kirâm’dan bize nakledilen hadis-i şerif’ler de mevcuttur. Bundan anlaşılıyor ki Muharrem ayı, bütün semavi dinlerde kutsal kabul edilmekte ve insanlığa bir miras olarak gelmektedir. Peygamberimiz (as), Medine’ye hicretinden sonra Ramazan orucunun farz kılınmasıyla beraber, Muharrem orucu tutulmasını sahabe-i kirâm arasında serbest bırakmış, yahudi ve hıristiyanlara benzememeleri için, Muharrem ayında oruç tutanların 9 ve 10. Gün, veya 9-10-11. Gün ya da 10. Ve 11 günlerinde oruç tutmalarını, tek olarak 10. Gününde tutmamaları gerektiğini tavsiye etmiştir. Zira Yahûdiler sadece 10. Günü oruç tutarlardı. 10. Gün aynı zamanda Âşûrâ günüdür. İslam tarihinde, pek çok önemli olayların meydana geldiği zaman dilimlerinden birisidir ancak, bizim için en önemlisi Evlâd-ı Rasûl’ünşehîd edildiği Kerbelâ olayıdır. Peygamberimizin en çok sevdiği torunlarından biri olan Hz. Hüseyin (r.a.) ve yanında bulunan 70 masum insan orada, kendilerine müslüman kimliği veren insanlar tarafından şehîd edilmişlerdir.

Hz. Hüseyin (r.a.)’in dâvâsı, kuru bir hükümdarlık dâvâsı değildi. O, islami anlayıştan sapmaları görmüş ve Müslümanlara yapılan zulmü ortadan kaldırmayı kendisine bir görev olarak addetmiş ve kendisini dâvet eden Kûfe’lilerin davetine icâbet için yola çıkmıştı. Ancak, kendisini davet eden grup bu yolda kendisi yalnız bırakmıştı. Yezid’in görevlendirmiş ordu Hz. Hüseyin (kerremallâhvecheh)’i ve yanındaki masum insanları Kufe’ninKerbelâ bölgesinde hunharca katletmişler ve şehîd etmişlerdir. Bu acı, ümmet-i Muhammed üzerinde çok önemli ve acı te’sirler bırakmış, siyâsî ve dini alanda ayrışmalara sebebiyet vermiştir. Maalesef hâlâ bunun acısını ve ıstırâbını çekmekteyiz. Bu acıyı, hepimiz yürekten paylaşırız ve paylaşmaya da devam edeceğiz. Ancak, bu acının üzerinden yeni acıların oluşturulmaması için her birimiz elinden gelen gayreti göstermeli, Allâh’u Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerîm’de emrettiği şekilde kardeşlerimizin hukûkuna riayet etmeliyiz ve Peygamberimizin tavsiyesi doğrultusunda kardeşler olmamız gerekmektedir. Acıdan acı çıkartmak yerine, acıdan ibret alıp yeni acıların ortaya çıkmaması için gayret göstermeli, birbirlerimizi sevgiyle, merhametle kucaklamalı ve birbirlerimizin kardeşler olduğumuzu hatırlamalı, vahdet şuuru içerisinde, ümmetin geleceği için planlar, programlar hazırlamalıyız. Çünkü bugün bakıyoruz ki, yeryüzünde herkes Müslümanlarla mücadele etmekte ya da Müslümanları tuzağa düşürerek kan ve gözyaşına sebep olmaktadır. Bizim artık bu acıları bir tarafa bırakıp, yeniden vahdet rûhuyla birbirimizi kucaklayarak ehl-i küfrün karşısında tek vücut olmamız gerekiyor. Buradan bütün Kerbelâ şehitlerine Rabbimizden rahmet diliyor, bütün ümmet-i Muhammed’in bundan gerekli dersler alması gerektiğini ifade ederek sözlerimi tamamlıyorum. Allah bizlere bir daha böyle elim hadiseler yaşatmasın” ifadelerine yer verdi. (Cemile ARIÖZ AVŞAR)

09 Ağu 2021 - 15:29 Kirşehir/ Kirşehir- Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aşıkpaşa Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aşıkpaşa Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Aşıkpaşa Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aşıkpaşa Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kirşehir Markaları

Aşıkpaşa Gazetesi, Kirşehir ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (386) 213 40 30
Reklam bilgi