Furkana Sahip Olmak

Kur’an hidayet kaynağıdır. Ondan yararlanmak için onunla sürekli irtibat halinde olmak, her gün ondan bir bölüm okuyarak, üzerinde müzakere ederek, o vahyin sıcaklığını yüreğinde hissederek, hayatta olanları, duyduğumuz, gördüğümüz her şeyi onun süzgecinden geçirmek, ona uymayan, onunla çelişkili olan düşünce ve görüşlerin kim tarafından ifade edilirse edilsin, onun da bir insan olması hasebiyle yanılabileceğini, doğru olanın Yüce Allah ın ifade ettiği olduğunu kabul etmek ve böyle inanmak müslüman olmanın gereğidir. İnsanlara olan sevgi ve bağlılığımız ölçülü olmalıdır. Hiç kimseyi (haşa) Allah gibi sevmemeliyiz. Şayet sevdiğimiz ve bağlandığımız insanları yanılmaz ve hata yapmaz, masum olarak telakki edersek, onu Allah'a şirk (ortak) koşmuş oluruz. İnsan sevgi sarhoşluğuna kapılırsa, ne söylediğini ne yapacağını bilmez hale gelir. Akli dengesi kaybolur. Aşk sarhoşu olur. Sarhoşluk halinde insan ne söylediğini bilmez. O nedenle söylediği sözlere de itibar edilmez. Unutmamak lazım Peygamberler bile hata yaparlar ve yapmışlardırda. Yüce Allah’ın onları uyardığı olmuştur. Kur’an da 8 yerde "günahına tevbe et" uyarısına muhatap olmuşlardır. Örneğin, Tahrim suresi birinci ayette Allah cc peygamberini uyarıyor. "Allah'ın sana helal kıldığını kendine niçin haram kılıyorsun" diyor. Yeryüzünde hiçbir insan Peygamberlerden daha masum olamaz, hiçbir insan da sevgi bakımından Peygamberlerden daha fazla sevilemez. Peygamberler de Allah yerine konamaz. Hıristiyanlar bu aşırı sevgi nedeniyle Hz. İsa yı Allah ın oğlu yaptılar. Onu ilahlaştırdılar. Yahudiler, "Üzeyir Allah ın oğludur" dediler. Müslüman olan bazı gruplar da Hz. Muhammed sav hakkında Onu ilahlaştıracak laflar ettiler. İsmi mevzu bahis değil. Meşhur bir tarikat şeyhinin bizzat ağzından dinledim. Şöyle bir rivayeti hadis diye anlattı. Güya Hz. Peygamber Cebrail e sormuş. "sen vahyi kimden nasıl alıyorsun"? O da Allah'tan, perde arkasından" demiş. Hz. Peygamber de Ona, "Bir daha vahiy alırken perdeyi kaldır da bak" demiş. Cebrail de vahiy alırken perdeyi kaldırmış, birde bakmış ki, karşısındaki Hz. Muhammed sav. Haşa Şimdi bu rivayeti anlatan ve buna inanan insan Hz. Muhammed sav i Allah yerine koymuş olmuyor mu? Buna benzer uydurma rivayetler İslam dünyasında yığınlarca var. Hıristiyanlar ve Yahudiler bunu yapınca şirk oluyor da, bizimkiler yapınca hoş mu oluyor. Yine aynı hoca; "Rüyamda Hz. Peygamberi gördüm. Tıpkı bizim efendi hazretleri" diyerek aynı yanılgının içine düşmüş olmuyor mu? Bu insanların sözlerini Kur’an ışığında değerlendirmek ve uymayanları, ters düşenleri reddetmek gerekmez mi? Bunlara karşı çıkmayıp, her söylediklerinde bir keramet vardır mantığı ile hareket edilirse, onlarda bu tür gafları yapmaya devam ederler ve ediyorlar da. Nasıl olsa bizim sürü her attığımız yemi yiyorlar, diyerek adeta müntesiplerini ahmak yerine koyuyorlar. Fetö terör örgütünün lideri de tabilerinin gözünde kâinat imamı değilmiydi? Peygamberle hatta Allah la görüşüyor, talimatları direk onlardan alıyor. O zat hakkında böyle bir inanca sahip olan insan, onun yanlışını görebilir mi? Onu insan üstü varlık olarak kabul edenler, onun hakkında olmadık kerametler uyduruyorlar. Onu son kurtarıcı olarak görüyorlar. Kurtarıcı mehdi olarak inanıyorlar. Birbirlerini teselli için akla ziyan senaryolar uyduruyorlar. Belki bu senaryoları uyduranlar kendileri inanmıyorlar, fakat alt tabaka yani ibadette olan kesim bu senaryolara hala inanıyorlar ve yakında bir mucize ile (Hz. Musa nın kavmi gibi) kurtulacaklarını ve düşmanlarının helak olacağına inanıyorlar. Yarın bu adamın başına bir hal gelirse, ölürse ki mümkündür. O zaman yine de başka senaryolar uydurmaya devam edecekler. Hz. İsa gibi göğe çekildiğine, ölmediğine, zamanı gelince gelip görevini tamamlayacağı gibi safsatalar uydurur, ona inanırlar.  Adına tarikat denen birçok grup, velilerinin ölümle beraber daha büyük tasarruf yetkisi kazandığına inanıyorlar. Şöyle bir rivayeti hadis diye söylüyorlar. "Bir veli yaşarken kınındaki kılıç gibidir. Ölünce ise kınından çıkmış kılıç gibidir. Daha büyük yetkiye sahip olur". Bunlara sormak lazım. Madem bunların böyle yetkileri var. İslam aleminin perişan halini, bunca zulüm gören mazlumları görmüyorlar mı? Şu kâfirlere, zalimlere bir tokat indirselerya. Yetmiş yıldır Filistin, İsrail in zulmü altında. İsraile bir darbe indirselerya. Aslında bu tür saçmalıkların, Kur’an dan ve sahih sünnetten bir delilleri yok. Miskinlği din edinmiş toplumlar bu tür inançlar ve söylemlerle teselli oluyorlar. Ölülerden medet ummak yerine, Allah ın kitabına kulak verip, kıldığı namazda günde beş vakit defalarca okuduğu Fatihanın anlamını düşünse, "Ancak sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz" düsturına inanarak ciddi bir çaba içine girse Allah ın yardımını hak eder ve Allah da ona yardım eder. Kur’an okuyan, anlayan ve onun mantığını kavrayan mümin şunu bilir ve inanır ki, Yardım istemek için önce yardım istediğin kapıda yüzün olacak. Elinden geleni yapıp, bütün sorumluluğunu yerine getirdikten sonra, "Ey Rabbim, ben elimden geleni yaptım. Artık bundan ötesi senin elindedir. Senin yardımına muhtacım. Beni yardımsız bırakma" diye dua edince Yüce Allah melekleri ile yardımını ulaştırır. Nitekim Bedir de, Uhud da, daha nice savaşlarda ve zor zamanlarda böyle olmuştur. Geçmişte o büyük zaferlere imza atan insanlar, sabırla, metanetle önce çalışmış, düşmanlarının karşısına hazırlıklı çıkmış, sayılarının azlığına rağmen nice kalabalık düşmanların kalplerine korkular salmışlardır. Allah da melekleri ile onları desteklenmiştir. Ölülerden medet ummak yerine, yaşayan cevherleri harekete geçirmek, İbn i Sinalar , Farabiler, İbn i Rüştler, Kindiler, Vakidiler, Ali Kuşcular, İbn i Haldunlar... gibi adam gibi adamlar yetiştirirseniz o zaferleri de Yüce Allah nasip eder. Yükselme dönemleri ve hiçbir başarı tesadüfi değildir. "Elhamdülillah Müslümanım" demek başarı için yeterli olmuyor. Hamdin hakkını verirsen, yani hamd ; sadece övmek değildir, övülmeye de layık amellerde (eylemlerde) bulunursan, Allah da seni över ve seni üstün kılar. "Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah 'a güvenip dayanmalıdırlar." (Al - i İmran suresi 160.ayet) Önemli olan o yardımı hak etmektir. Müslüman cennete taliptir. Cennet büyük bir ödüldür. Büyük ödül için büyük bedeller gerekir. Bu konuda söylenecek çok söz var. Şimdilik bu kadarla yetinelim. Selam ve dua ile.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Süleyman FAYDALI - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aşıkpaşa Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aşıkpaşa Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Aşıkpaşa Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aşıkpaşa Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kirşehir Markaları

Aşıkpaşa Gazetesi, Kirşehir ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (386) 213 40 30
Reklam bilgi