15 Temmuz Meydan Muharebesinin Fatihi: Erdoğan

İnsanı ölümsüz kılan eserler vardır. Adının önüne geçen, onu zamanla daha anlaşılır ve ünlü kılan eserler. Destanlar misali dilden dile, gönülden gönüle akarak büyüyen, çoğalan ve derinliklere kök salan eserler. Kök saldıkça da kalıcılaşan ve ölümsüzleşen eserler!

15 Temmuz böylesine ölümsüzleşen ve derinliklere kök salan bir destanın adıdır. Yatay değil, dikey bir başarının zaferidir. Binlerce köprü, cami, okul, fabrika, tesis, yol yapsanız da bir 15 Temmuz zaferi etmez. Çünkü 15 Temmuz bir istikbal ve istiklal harbidir. O gece kaybedilseydi bu hizmetlerin hiçbir anlamı olmayacaktı. Hepsinin üstüne sünger çekeceklerdi, bugünleri başka yazacaklardı. Bugünün kahramanları başka ad ve unvanlarla anılacaklardı. 15 Temmuz zaferi tüm bu hesapları tersine çevirdi. Sahteleri kahraman, kahramanları sahte yapmaktan korudu.

O gece tankların altında ölüme meydan okuyanlar, göğüslerini kurşunlara siper edenler bu destanın kahramanlarıdır. Bu kahramanların başkomutanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Tarih, Recep Tayyip Erdoğan’ı, köprülerin, yolların, denizlerin, karaların fatihi olarak değil; 15 Temmuz Meydan Muharebesinin Fatihi olarak kaydedecektir. 2053’te, 2071’de ve daha sonra ki tarihlerde gelecek kuşaklar bu kahramanı bu unvanla anacaklardır. O, bu unvanı çokça hak eden siyasi bir liderdir.

Bizim kahramanlarımız hep zor zamanlar da ortaya çıkmışlardır. Toplum olarak biz bu kahramanlara yabancı değiliz. Bugün belleklerde Endülüs fatihi Tarık b. Ziyad, Kudüs fatihi Selahaddin Eyyubi, Malazgirt fatihi Sultan Alparslan ve İstanbul fatihi Fatih Sultan Mehmed neyse Recep Tayyip Erdoğan’da o dur.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde aktardığına göre Nureddin Mahmut b. Zengi apar topar Şam’dan Medine’ye geldi. Çünkü Resulullah’ı rüyasında görmüştü. Resul ona: “Yetiş ey Nureddin! Naşımı kâfiristana kaçırmak isteyen melunlara haddini bildir” diyordu ve o melunları tek tek gösteriyordu. Toplam yirmi dört kişiydiler.

Melûnlar, Roma’dan Medine’ye papa tarafından gönderilmişlerdi. Görevleri, Resulün naşını Roma’ya kaçırmaktı. Derviş kıyafetleriyle Medine’ye giriş yapmışlardı. Kimse onların gerçek kimliklerinden haberdar değildi. On iki kişi harem şeyhini ziyaret ederek tazim de bulundular. Harem şeyhi de onların dış görünüşüne aldanarak kendilerini Harem-i Şerif’te bir hücreye yerleştirdi. Geriye kalan on iki kişi de Medine’de çöpçülük, hamamcılık ve hamallık yapmaya başladılar. Şehrin kenarında bir de baraka yapmışlardı. Orada kendilerini ibadete vermiş gözüküyorlardı. Herkes onları abid ve zahit zannediyordu. Oysaki planları farklıydı. Resulün naşını kaçırmak için kazmaya başladıkları tünelin başı o barakanın içinden başlıyordu. Çöpçülük ve hamallık yapar gibi gözükenlerin görevi de tünelden çıkan toprakları sağa sola taşıyarak kaybettirmekti. Hani demişler ya “su uyur düşman uyumaz.” Aynen böyle. Düşman uyumuyordu, kelle koltukta çalışıyordu!

Tam üç sene yerin altında tünel kazdılar. Resulün türbesine yaklaştıkları bir sırada, Hazreti Resul, Şam-ı Şerif’te bulunan Nureddin Mahmud’un rüyasına girip o melunlardan haber verdi. Haberi alır almaz Medine’ye doğru yola çıkan Nureddin Mahmut b. Zengi, o kâfirleri bulmak için şehrin tüm ahalisinin huzurundan geçirilmesini emretti ancak rüyasında gösterilenleri göremedi. “Huzurumuza çıkmayan başka kimse kaldı mı?” diye sorunca onlar:

“Bab-ı Şifa tarafındaki medresede on iki abit var. Gece gündüz İbadetle meşgul olduklarından çağırmadık,” dediler. Onların da getirilmesini emretti. Huzura getirilenleri hemen teşhis eden Nureddin Mahmud b. Zengi hepsinin boynunu vurdu. Resulün mezarının etrafını da bir insan boyu derinliğinde kazdı, buralara tunç, eritilmiş kalay ve kurşun döktürdü. Böylelikle büyük bir tehlike bertaraf edilmiş oldu.

Benzeri bir plan da Memluklar döneminde, Portekizli Amiral Alfonso tarafından sahneye konuldu. Bu plan da Hz. Resulün, Yavuz Sultan Selim’in rüyasına girerek haber verdiği ve Yavuz’un doğu seferine çıkarak Memlukları tarih sahnesinden silerek bertaraf ettiği bilinmektedir.

15 Temmuz kalkışması bu hain ve sinsi planların en sonuncusuydu. Türkiye’yi bertaraf ederek İslam dünyasının kalbine çökmek istiyorlardı. Ancak daha önceki planları nasıl bertaraf edildiyse bu hain ve sinsi planları da Recep Tayyip Erdoğan’ın cesareti, feraseti, liderliği ve önsezileri sayesinde bertaraf edildi. Kim bilir belki o da Resulden böyle manevi bir işaret almıştı! Yoksa bu topraklar bugün dâhilî ve haricî bedhahların karargâhı olacaktı. Calut’un planlarını nasıl Talut bozduysa, Papa’nın planlarını nasıl Nureddin Mahmud bozduysa, Amiral Alfonso’nun planlarını nasıl Yavuz Sultan Selim bozduysa, 21. asrın zalim, müstekbir ve kan emici diktatörlerinin planlarını da Rizeli bir anne ve babanın çocuğu olan Kasımpaşalı Recep Tayyip Erdoğan bozdu.

Evet, dikkat edeceğimiz nokta burasıdır: Bu sinsi planlar hep devam edecektir. Önlerine çıkan her fırsatı değerlendireceklerdir, her yola başvuracaklardır çünkü bunlar için her yol, her teşebbüs, her hamle mubahtır. 15 Temmuz bunun en büyük ispatıdır. Nureddin Mahmud b. Zengi zamanında derviş kılığına girenler, 15 Temmuz’da gözü yaşlı vaiz kılığındaydılar. Onlar hangi kılığa girerlerse girsinler onların bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardır. 15 Temmuz Muharebesinin muzaffer komutanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dilinden düşürmediği ümmetin şairi Sezai Karakoç’un şu mısralarına ne kadar kulak hak versek azdır:

“Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır!”

Nureddin Mahmud zamanında üç yıl tünel kazdılar. 15 Temmuz katilleri ise altmış yıl tünel kazdılar, devletin tüm birimlerine sızdılar. Ama göklerden gelen o karar her şeylerini tersyüz etti. Ah keşke bilselerdi!

Onların işi, görevi, vazifesi bu: Batıla, küfre, şeytanizme hizmet etmektir. Müslüman’ın görevi de onlardan gelebilecek dâhili ve harici tüm tehlikelere karşı uyanık olmaktır, nöbetten kaçmamaktır.

Peygamber efendimiz Hayber kalesini Yahudilerden aldığı gece, çadırının etrafında bazı ayak sesleri duyar. Çıkıp bakınca elinde kılıcıyla sağa sola gidip gelen Eyyûb el-Ensâri’yle karşılaşır. Sebebini sorduğunda bizim için anlamı büyük olan şu cevabı verir:

“Ya Rasûlallah! Hayber fetholundu. Düşmanlar bir hainlik, bir suikast düşünebilirler diye endişelendim. Kimse gelip size bir zarar ziyan vermesin, uykunuzdan etmesin diye nöbet tutuyorum” der. Allahın Resulü ellerini semaya kaldırıp şöyle dua eder.

“Ya Rabbi! Benim için uykusunu terk eden bu mübarek kuluna hayırlar ihsan eyle!”

O nasıl ki Resulü korumakla kendisini sorumlu hissediyor idiyse biz de bugün aynı hassasiyeti Resulün emanet bıraktığı İslam ve Kurân davasını korumakta göstermeliyiz.

Peygamber efendimizi yedi ay kadar evinde misafir eden bu mübarek zat İstanbul fethine katılır ve surların dibinde şehit düşer. Aynı nöbeti bugün bu topraklarda devam ettirmektedir. Bizliyorsunuz ki bizim inancımızda şehitler ölmez, onlar her daim diridirler. Resulü korumak için uykusunu terk eden ve onun duasına nail olan bu kahramanın medfun bulunduğu coğrafyayı Allah kâfirlerin tasallutundan korumaz mı?

Hazretle ilgili, Nakşibendiye’nin son büyük meşayih-i kirâmından şehid Mahmut Esat Çoşan Hazretlerinin “Büyük İslam ve Tasavvuf Önderleri” (ist., 1993, s.20) kitabında geçen bir anekdotu iktibasla buraya almakta fayda var.

Bir defasında mücahitlerle, Romalı askerler karşı karşıya gelince bir mücahit tek başına “Ya Allah!” diyerek korkusuzca kâfirlerin arasına dalar. O korkusuzca çarpışırken Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin yanında bulunan bazı mücahitler “Velâ tülkû bi eydîküm illettehlüke” (Kendinizi, kendi elinizle tehlikeye atmayın, 2/195) ayetini okuyarak arkadaşlarını eleştirirler. Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri hemen arkadaşlarına itiraz eder:

“Hayır kardeşlerim! Bu ayeti kerimenin tefsiri öyle değildir. Biz, peygamber efendimize en zor zamanlarda yardım ederek ensâr adını aldık. Sonra Müslümanlar çoğalınca kendi kendimize dedik ki: “Artık Müslümanlar çoğaldı, Resûlullah’ın da bize ihtiyacı kalmadı. Etrafında, ona canını feda edecek nice insan var. Biz bağlarımıza, bahçelerimize, ticaretimize dönelim. İşlerimizi yapalım dedik. Biz böyle düşününce Allahu Teâlâ bize ikaz mahiyetinde olan bu ayeti kerimeyi indirdi. Yani Allahu Teâlâ bizlere şöyle diyor:

Ey iman edenler! Allah yolunda çalışmaktan geri durmayın. Malınızın-mülkünüzün fîsebilillah (Allah yolunda) sarfından mahrum kalmayın. Bu hususta ihmal göstermeyin. Cihada gidenleri desteklemekten geri durmayın. Ordu teçhizi, silah alma vs. hususlarda ihmalkârlık göstermeyin. Böyle yaparsanız Allah’ın gazabına uğrarsınız, günaha girersiniz, kendi elinizle kendinizi tehlikeye atarsınız. Sakın böyle yapmayın. Malınızla-mülkünüzle ihsanda, infakta bulunun.”

Evet, şu İki soruyu daima kendimize sormalıyız. Birinci soru şu: Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin İstanbul’da işi neydi? Onu İstanbul’a kadar getiren sorumluluk her neyse bizim içinde geçerlidir. Elin kâfiri İslam’a zarar vermek için kelle koltukta Roma’dan Medine’ye kadar gelebiliyorsa biz de bulunduğumuz yerde elimizden geldiği kadar çalışmalıyız, uyanık ve uyandıran olmalıyız. İkinci soruyla da yazımızı bitirelim. Ümmete, Resulün sünnetine bir zarar gelmesin diye Ebû Eyyûb el-Ensârî gibi her daim nöbete hazır mıyız?

15 Temmuz şehitlerine, gazilerine, kahramanlarına, başkomutan Recep Tayyip Erdoğan’a ve tüm müminlere, müminelere selam olsun. Allah’a emanet olunuz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdulbari KARABEYESER - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aşıkpaşa Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aşıkpaşa Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Aşıkpaşa Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aşıkpaşa Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kirşehir Markaları

Aşıkpaşa Gazetesi, Kirşehir ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (386) 213 40 30
Reklam bilgi