Büyük Yangınımız!

Ağır imtihanlardan geçiyoruz. Konya’daki aile katliamı, orman yangınları, göçmenlerin durumu, içimizdeki beyinsizlerin provokatif söylemleri, terör örgütlerinin saldırıları, dış mihrakların tuzakları velhasıl-ı kelam büyük bir yangının içindeyiz. En acısı da dost zannedilenlerin bu yangınlara körükle gitmeleri! Anlayacağınız orman yangınları falan derken birileri büyük bir toplumsal yangının peşinde! Geçen haftalarda sosyal medyaya düşen Can Ataklı’nın videosundaki söylemler bunları özetler mahiyetteydi.

Evet, zayiatlarımız çok olsa da bu yangınlar elbette sönecek fakat asıl çıkartmak istedikleri yangın başka, göçmen sorunu. Bunu kaşıyıp duruyorlar. Buradan kendilerine ne kadar ekmek çıkar bilemem ama bu işe epey yoğunlaştıkları sır değildir. Bizi buradan vurmayı düşünüyorlar. Toplumumuzu kamplara bölmeye, birliğimizi bozmaya, dirliğimizi dağıtmaya ahdetmişlerdir! Bu noktayı göz ardı etmeliyiz. O bir figürandır ama Bolu’nun CHP’li belediye başkanının salvolarına kayıtsız kalamayız. Ateşi oradan kızıştırarak yaymaya çalışıyorlar. Bakın tam orman yangınlarıyla Konya’daki katliam çığlıklarının yükseldiği bir zaman diliminde onun o iğrendiren sesi yeniden yükseldi. Zamanlama manidar değil midir? Birileri buradan ekmek yemek istiyor!

Şunun altını çizmekte fayda var. Göçmenlerin tavırlarını çok zarif bulmuyorum, ofsayt hareketleri çok fazla, bunun çözümü nedir, nasıl olmalıdır bilmiyorum, devletin ve STK’ların bu konulardaki çalışmaları mutlaka vardır, takip edilmelidir. Ancak halk olarak bize düşen görev göçmenler üzerinden bizi vurmaya çalışan “yangıncıların” hamlelerine davetiye çıkarmamaktır. Bunu sadece CHP’ye indirgemekte bir başka aymazlık olur. Herkes bu konuda dikkatli olmak zorundadır.

15 dairelik apartman yöneticisi ile yaz kış aynı camide, aynı imamın arkasında namaz kılarız. Bayramın beşinci günü apartmanlarının önünde kapı komşusuyla bayramlaştıklarını görünce sordum:
“Apartmandakilerle bayramlaşmadınız mı?”
“Hayır!”
“Aranızda kan davası mı var?”
“Bayramlaşmak zorunda mıyız?
“Yöneticisin. Para pul için kapılarını çaldığın insanlar bunlar. Aranızda bir aşinalık oluşmuştur. Yöneticilik hassasiyetiyle bayramlaşmışsınız diye düşündüm”
“Elin Afganlısıyla mı bayramlaşacağım!”
“Niye? Afganlılar Müslüman değil mi?”
Cevap yok. Sustu.

“Hazreti Mevlana’da Afganistan’dan gelmişti. Belh’liydi! Bunlar da Mevlana gibi göçmen. Mevlana, Moğolların, bunlar Siyonistlerin zulmünden kaçıp gelmişler. Keyiflerinden gelmiş değiller! Hem bunların arasından da Mevlana gibi liderlerin çıkmayacağı ne malum!”

Başında zaman zaman beyaz, zaman zaman da yeşil takke ile gezen muhterem abimiz cami de müezzinliği de kimseye bırakmaz. Sevabı bol bir ibadettir çünkü! Sözlerimizden rahatsız olduğu için fazla konuşmadan uzaklaştı.

Evet, konuştuğumuz şahıs Bolu’nun CHP’li belediye başkanı değil! Beş vakit namazını camide kılmaya çalışan bir mümin. En azından zahiri böyle! Bolu Belediye başkanının söyleminden geri kalır tarafı var mıdır?

Şimdi biz bu adama bilinçli Müslüman diyebilir miyiz? Hangi ayet ve hadise göre amel etmektedir? Mesela bu Müslüman’ı Medine’de nasıl konumlandıracağız? Hangi kareye yerleştireceğiz? Hangi muhaciri evine götürecek ya da hangi yetimin başını okşamasını bekleyeceğiz?

Mekke’den Medine’ye hicret eden muhacirleri, Medineliler “Elin Mekkelisinden bana ne?” diye mi karşıladılar yoksa onlara evlerini, yüreklerini, sofralarını açarak mı? Kimsenin pek hatırlamadığı Habeşistan’a bakalım, Kral Necaşi’nin tavrını, insani ve diplomatik yaklaşımını gözden geçirelim. Hz. Necaşi, kendisine sığınan o mazlum insanlara nasıl muamelede bulundu? O bunları yaparken henüz Müslüman bile değildi!

Allah’ın namazımıza, orucumuza, zekâtımıza, kurbanımıza ihtiyacı yok! Bizden, mümin gibi hareket etmemizi istiyor. Elimizde, maiyetimizde olan hiçbir şey bizim değildir. Hepsi emanettir. Ne mal, ne mülk, ne çocuklar, ne unvanlar, ne dükkânlar, ne arabalar, ne yatlar, ne katlar! Hepsi emanettir, hepsi gelip geçicidir. Allah, bize verdiklerimizle bizi imtihan ediyor.
“Sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sanıyorsunuz?” (Bakara, 214)

“Deki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, gitmesinden korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah emri (kıyameti) gelinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.” (Tevbe, 24)

“Elin Afganlısının mı bayramına gidecem?” diyen takkeli Müslüman kardeşimiz acaba şu hadisi şerifi hiç duymamış mıdır?

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız!” Bundan daha büyük, daha çarpıcı, daha kuvvetli bir mesaj, bir uyarı olabilir mi?

Abdullah ibn-i Ömer (ra), “Resulullah’a İslâm’ın hangi ameli daha hayırlıdır?” diye sorulduğunda şu cevabı verdiğini aktarır:

“Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermen!” (Ebu Dâvud)
Buradan şu sonuca ulaşıyoruz: ”Elin Afganlısının bayramına mı gidecem?” diyenin diniyle, Resulullahın 23 sene de bize tebliğ ettiği din olan İslamiyet farklı dinlerdir!

Bizi parçalamak, toplumsal mutabakatımızı bozmak isteyenlerin değirmenine su taşıyan gayri İslami ve insani bu söylemlerin sahibi insanların açacakları yaralar çok ağır olacaktır. Bizi asıl yıkanlar bizden göründükleri halde, kâh yeşil, kâh beyaz takkeyle gezdikleri halde düşmanlarımızın değirmenine su taşıyan içimizdeki bu beyinsiz taifedir.

İçi Hans, dışı, Hasan gibilerden çok çektik. Bunları ayıklamalıyız ve toplumsal bilincimizi artırmalıyız. Bu topraklara çöreklenen belaları defetmenin yolu içi-dışı bir erdemli insanların sayısını çoğaltmaktan geçer. Kıldığımız namazlar bizi kurtarmıyor ne yazık ki! Kafanın içi bizim olmadıktan sonra kafada ha yeşil takke olmuş ha beyaz takke ne fark eder, Yahudi’de takkesiz gezmiyor! Yeniden iman etmeliyiz. Tıpkı sahabe gibi! Hem aklen, hem kalben teslim olmalıyız. Rehberimiz nefsimiz değil; Kuran ve sünnet olmalıdır. Belki o zaman hepimize yeni bir kurtuluş kapısı açılır ve hep birlikte yeniden kurtulanlardan oluruz. Yoksa bu musibetlerle daha çok sınanırız. Rabbimiz bizi boşuna yeniden iman etmeye davet etmiyor:

“Ey iman edenler! İman ediniz.” (Nisa, 136)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdulbari KARABEYESER - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aşıkpaşa Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aşıkpaşa Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Aşıkpaşa Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aşıkpaşa Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kirşehir Markaları

Aşıkpaşa Gazetesi, Kirşehir ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (386) 213 40 30
Reklam bilgi