Kibrit-i Ahmer

Bursa Ulu Cami’nin üç kapısı vardır. Caminin kurucusu Yıldırım Bayezid Han’dır. Açılış konuşması Hacı Bayram-ı Veli’nin işaretiyle fırında pişirdiği ekmekleri çarşıda “somunlar müminler!” diye satan Somuncu Baba namıyla meşhur Şeyh Hamidüddin-i Aksarayî’ye nasip olur. Namazdan sonra kendisini görmek ve duasını almak isteyen müminler hangi kapıdan çıkacağını bilemediklerinden her üç kapının önünde yığılırlar. Hikâye o ki; her üç kapının önünde duranlar da hazreti görüp hayır duasını alırlar. Bu hal evliyaullaha has manevi bir durumdur.

Peki, bu asırda da bu makama ulaşmak mümkün müdür? Son sözümüzü başta söyleyelim. Evet, mümkündür. Ulaşmak mümkün olmasaydı Şeyh Attar bize böyle bir eser miras bırakmazdı.

Bu makama ulaşmış kişiye Kibrit-i Ahmer denir. Simyacı da diyebilirsiniz ama arasındaki farkı bilmek şartıyla. Malum Simyacı maddeyi altına çevirmeye muktedir kişi demektir. Kral Midas’ın da bu ilme sahip olduğu ve elini değdirdiği her şeyi altına çevirdiği bilinmektedir. Fakat bu hünerleri sadece maddeyle sınırlıydı. Kibrit-i Ahmer ise hem maddeleri hem de insanları altına çevirmekle muktedirdir. Bu farkı bilemezsek işin manevi boyutunu kaçırmış oluruz.

Kibrit-i Ahmer’in Türkçe karşılığı insan-ı kâmildir. Yani menzile ulaşmış ve menzile ulaştıracak kişi anlamındadır. Bu makamına ulaşmak için bir Kibrit-i Ahmer terbiyesinden geçmek gerekir. Onun rahle-i tedrisinde diz çökmeden bu iş olmaz. Diz çöken kişiye talib denir, talep eden kişi yani. Talib, eğer nasibinde varsa menzile Kibrid-i Ahmer’in kontrolünde varır. Bu bir yolculuktur. Tasavvuf bu yolculuğa Seyr-i Sülûk adını vermiştir. Kolay değildir ama imkânsız da değildir. Bu yolun en büyük azığı sabır, şükür ve aşktır. Yolda bir sürü meşakkatler talibi bekler. Bir sonraki durak, bir önceki durağı aratır. Ancak sevgilinin hasreti ve vuslatı talibi, darbelere karşı aldırışsız kılar. Şükür, talibin aldığı her darbeye karşı hala ayakta olduğuna dair içinde duyduğu sevinç ifadesidir. Demek ki hala sevgiliyi görme şansım var diye mutlu olmaktır. Şükür budur.

Tasavvuf tarihinde bu yolculuğu en iyi anlatan Feridüddîn Attar’dır. Attar’ın Mantıku’t-Tayr’ı bu yolculuğun serüvenine muhayyilemizi konuk eder. Nihai menzil, Simurg’un içinde bulunduğu vadiye ulaşmaktır. Hazreti Süleyman’ın postacısı Hüdhüd’ün öncülüğüyle binlerce kuş ataları Simurg’u bulmak için yola düşerler. Yol çok uzun, çok meşakkatli ve çok tehlikelidir. Yıllar süren bir yolculuktan sonra Simurg’un bulunduğu yedinci vadiye vardıklarında geriye sadece otuz kuşun kaldığını görürler. Simurg’un huzuruna çıktıklarında ise Simurg’un kendi yansımalarından ibaret olduğunu müşahede ederler. Simurg’a bakan her kuş onda kendisini görür. Yani kuşlar Simurg, Simurg’da kuşlarmış meğer! Ama bunun anlaşılması için yedi vadinin aşılması ve binlerce kuşun ayıklanması gerekiyormuş!

Simurg’u yani Kibrit-i Ahmer’i bulan kuşlar da artık birer Kibrit-i Ahmer’dirler. Tasavvufta en çok altı çizilen nokta burasıdır. Kişinin kendisini bilmesidir. “Kendisini bilen Rabbini bilir” demişler. Bu bilmek, bildiğimiz manadaki “okuryazar” olmak değil, irfani bilgidir. İrfan bilgisine sahip kişiye İnsan-ı kâmil denir. Hedefe ulaşmış ve hedefe ulaştırmaya muktedir kişidir artık O.

Hazreti Mevlana’nın “Hamdım, Piştim, Yandım” vecizesiyle kastettiği manayla Attar’ın işaret ettiği Simurg’a ulaşma yolculuğu birbirlerinden ayrı şeyler değildir. Büyük sufi Şeyh Bayezid-î Bestamî’’nin “Biz kırk bin kişiyle aşk denizine daldık ancak vuslat sahiline vardığımda kendimden başkasını göremedim!” itirafı da bu cümledendir.

Simurg, Kibrit-i Ahmer olmaya aday talibin kat edeceği yolun hikâyesidir. Sonu mutluluktur. Bu mutlu sona ulaştıran sabır, şükür ve aşktır. Her yüzde, her gönülde sevinç parıltısı vardır artık.

Şeyh Hamidüddin olmak için binlerce talip yola çıkar ama menzile ulaşan milyonda birdir. Bu yolculuk o milyonda bir olmak içindir ve katlanılmaya değerdir. Ya O olursun, Ya O’nu seven olursun ya da O’nun muarızı olursun. Üçüncü bir yol yoktur.

Şeyh Hamidüddin-i Aksarayî olmak böyle bir yolculuğa talip olmak demektir. Kibrit-i Ahmer olmaya talipsen önce var bir Şeyh Hamidüddin-i Aksarayî bul. Egosu pirim yapmış bu seküler asrın müdavimleri bir Kibrit-i Ahmer arayışına düşerler mi düşmezler mi bilemem ama tüm dertlerimizin çözüm mercii burasıdır. O Kibrit-i Ahmer’in etrafında toplanmak, onun halkasına dâhil olmak, onun diriltici nefesiyle hayat bulmak! Umarım maksat hâsıl olmuştur. Aşkla kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdulbari KARABEYESER - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aşıkpaşa Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aşıkpaşa Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Aşıkpaşa Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aşıkpaşa Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kirşehir Markaları

Aşıkpaşa Gazetesi, Kirşehir ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (386) 213 40 30
Reklam bilgi