ETRAFIMIZDAKİ GÜBRELİ KABAKLAR

Etrafımızda o kadar çok kabak ağacı gibi yükselenler var ya. 

Hani bunlar hiç bilmeden kendileri birden yükseklerde görürler ya. 

Çıkarları, menfaatleri uğruna her türlü gübreyi alırlar. 

Sonrada ben nasıl büyüdüm derler. 

Nasıl büyüdüklerine, neyle beslendiklerine hiç bakmazlar. 

Hiç zahmet harcamadan, büyüme uğruna ona buna yağdanlık yaparak, el, etek tutarak, bolca gübreyle sulanarak büyüdüklerini sananlar. 

Bunlar kısa zaman çabuk büyürler ki etrafındakilere tepeden bakmaya başlarlar. 

Alaylı tavırlar, dalga geçer üsluplar, kendini bilmiş edalarıyla gezerler. 

Bunlar hep aramızda bugün Ak partili, CHP’li yârin bir başka partili hiç fark etmiyor. 

Her dönemin bir kabak ağacı oluyor. 

Mevsimi geldiğinde dalları bürünüyor, yaprakları soluyor, birden değil çeke çeke ölüyor. 

Hani derler ya “tatlı tatlı yediğin hurmalar bir gün gelir acı acı tırmalar”. 

Bunların hali de hurma misali yetimin, yoksulun, mazlumun, ihtiyaç sahiplerinin haklarını tatlı tatlı yerlerken hiç düşünmediniz mi? 

Hakkın sahibi bir gün bende hakkını alacak diye. 

Kırşehir’de eski bir siyasetçi ağabeyimle sohbet ediyordum şu hikâyeyi anlattı. 

Sizlerle paylaşmak istedim. 

‘Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağcına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmur ve güneşin ve gübrenin etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş. 

Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa: 

Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç? 

On yılda demiş. 

On yılda mı?  

Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak. 

Ben nerdeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak! 

Doğru demiş ağaç, “doğru” 

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. 

Sormuş endişeyle kavağa: 

Neler oluyor bana ağaç? 

Ölüyorsun” demiş kavak.          

Niçin? 

Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.’ 

Birilerinin on yılda geldiği yere iki ay gibi kısa bir sürede gelince, her şeyi yapacağımı, bütün işleri yürüteceğimi sandım. 

Öyle ki, kendime güvenim kibirlenmeme, kibirim büyüklenmeme, büyüklenmem de saldırganlığıma sebep oldu. 

Anladım ki, hakkım olmayan yere, hak etmeden gelince, gelinen yerin ağırlığı kaldırılamıyormuş. 

Ne yapacağımı, nasıl yapacağımı şaşırdım.  

Argo deyimiyle, “n’oldum delisi oldum.” 

Kendimi dev aynasında görmeye başladım, 

Kendimde varlık hissetmeye başladım, 

Yapılan saygı ve tazimi, şahsıma yapıldığını sandım, 

Ben ne dersem hemencecik yerine getirilir sandım, 

Kendimi bulunduğum yerden ziyade, her yerin yönlendiricisi gibi görmeye başladım. 

İnsanlara tepeden baktım. 

Kabak ağacı gibi gün geldi soldum. 

Bugün kendime geldim, Allah’a ne kadar şükretsem az, beni af etsin” der eski siyasetçi ağabeyimiz. 

Günümüzde birçok gübreli kabaklara öğüt olsun diyelim. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zafer ÇAM - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aşıkpaşa Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aşıkpaşa Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Aşıkpaşa Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aşıkpaşa Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kirşehir Markaları

Aşıkpaşa Gazetesi, Kirşehir ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (386) 213 40 50
Reklam bilgi