Cennet bedel ister

Aciz bir varlık olan insan, aczini itiraf etmeli ve kendisini, yetenekleri ve gücü sınırlı bir varlık olarak yaratan Yüce Allah’a teslim olmalıdır. İnsanı yoktan var eden Allah, daha önce kâinatı yaratmış, sayamayacağımız kadar çeşitli nimetlerle adeta süslemiştir. Kâinatı insanın yaşamasına elverişli hale getirdikten sonra insanı yaratmıştır. Dünyaya gelecek olan bir bebeği düşünün. Anne- baba henüz bebek anne rahminde belirmeğe başladığı andan itibaren hazırlıklar başlar. Dünyaya geldiğinde ihtiyaç duyacağı birçok şeyi önceden hazırlar ve kıymetli misafirlerini beklemeye başlarlar. Yüce Rabbimizin insana olan merhameti anne – baba ile kıyaslanamayacak kadar büyüktür. Akleden her insan bunun farkındadır. 

İnsanın istifade etmesi için hizmetine sunulan bu nimetler, Onun yararına olabileceği gibi bazen onun zararına da olabilir. Mesela güneş, yağmur, rüzgâr çoğu zaman insanın menfaatine olduğu gibi, bazen de onun felaketine sebep olabilir. Çünkü bu sayılan nimetleri yönetmek ve yönlendirmek bizim elimizde değildir. Biz istediğimiz zaman güneş, istediğimiz zaman rüzgâr, istediğimiz zaman yağmur yağdıramayız. Bunlar Allah’ın dilemesi ve yaratmasıyla olan şeylerdir. Allah dilerse bunlar bize faydalı olur. Şayet isterse bunlar bizim için birer afete dönüşebilir. 

O halde şu dünyada varlık sahasında bulunan bizler, varlıkları var edene boyun eğmeli ve O’nun bizi var ettiği amaca uygun davranarak O Yüce güce teslim olmalıyız. O’na dua ve niyazda bulunarak, bizi her türlü afetlerden, belalardan ve musibetlerden korumasını dilemeliyiz. Biz O’na layıkıyla kul olabilirsek, O’nun verdiği irade ve aklı iyi kullanarak iyi davranışlar ve salih ameller ortaya koyabilirsek O da bizim için iyi şeyler halk eder ve yarattığı şeyleri bizim için faydalı kılar. Şayet O’na isyan edersek O’na bir zarar veremeyiz. Yine zararı kendimize vermiş oluruz. Şu ayetlere kulak verelim.

“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.” ( Haşr Suresi 19.ayet) 

“ Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.” (Nisa suresi 79.ayet) 

Şunu bilmek gerekir ki Yüce Allah hiçbir kimse için doğrudan doğruya felaket ve kötülüğe razı olmaz. Kulun işlediği her günah, suç ve kötülükte bizzat kendi iradesi devreye girer ve Allah; kulu öyle istediği için, iradesini o yönde kullandığı için öyle yaratır. Şu halde kul kasiptir, hak eder, murat eder. Allah halıktır. Kulun iradesine göre yaratır. Bu konuda şu ayeti de sunmak istiyorum. 

“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.(Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.” (Şura suresi 30.ayet) 

Bu ayetten anlaşılıyor ki başımıza gelen felaketler bizim yapıp ettiklerimizin bir sonucudur. Bununla beraber Yüce Allah bize olan merhametinden dolayı suçlarımızın birçoğunu affediyor ve bizi hemen cezalandırma yoluna gitmiyor. Bize tövbe etme ve durumumuzu düzeltmemize fırsat veriyor. Bu ne büyük bir lütuftur. Düşünüp akledene. 

Bu dünyayı sayamayacağımız kadar çok nimetlerle bezeyen Yüce Allah, Ahiret âlemi içinde çok daha güzel nimetlerden bahsediyor. Cennet nimetleri tarifi çok zor güzellikler ve lezzetler içermektedir. Onlara ulaşmak için bu dünyada bedelini ödemek gerekir. O bedel takvadır. Çünkü yüce Allah: 

“Muttakilere va’d olunan cennetin durumu şöyledir: İçinde bozulmamış sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rablerinden bağışlanma vardır. Hiç bu, ateşte ebedi kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?” (Muhammed suresi 15.ayet) 

Muttaki (takva sahibi); Bedel ödeyen, Yüce Allah’ın ona bahşettiği imkânları O’nun razı olacağı şekilde kullanan demektir. Kendini Allah’a adamak demektir. Yani yaptığı her işte Allah rızasını gözetmek “Allah ne der” diyerek “Bu yaptığım iş Allah nazarında ne ifade eder? O’nu memnun mu eder yoksa O’nun gazabını mı celbe der?” diye düşünmek. Kınayıcıların kınamasından korkmadan Allah’ın emirlerine teslim olmaktır. 

Bu anlayışa ancak Kur’an çizgisinde olmakla ulaşılır. Kur’an dan uzak olanlar kendilerini ne ile mukayese edecekler? “Bu konuda Allah şöyle buyuruyor” nasıl diyecekler? Doğrunun ölçüsü ne olacak? 

Şu iki ayet mealiyle sonlandırmak istiyorum.

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve Resule gelin” dendiği vakit, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter” derler. Ataları bir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?” 

“Ey iman edenler!  Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’a dır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.” (Maide suresi 104,105. Ayetler) 

Bu mübarek Kur’an ayında, Kur’an la buluşmak ve Kur’anî gerçeklerle yüzleşmek ve kendimizi yeni baştan Kur’an süzgecinden geçirmek suretiyle Allah’ın boyasıyla boyanmamız dilek ve dualarımla Allah’a emanet olun. Selam ve dua ile…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Süleyman FAYDALI - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aşıkpaşa Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aşıkpaşa Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Aşıkpaşa Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aşıkpaşa Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Ali Uçar - Çok değerli Süleyman hocam kalemine yüreğine sağlık güzel bir konu ele almışım Allah senden razı olsun

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 13 Nisan 10:41


Kirşehir Markaları

Aşıkpaşa Gazetesi, Kirşehir ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (386) 213 40 50
Reklam bilgi