Tevhidî çizgiyi korumak

Yüce Allah, insanların aynı soydan geldiğini, hepsinin Âdem’in çocukları olduğunu, Âdem’in topraktan yaratıldığını, dolayısıyla bütün insanların soyda kardeş olduklarını bildirir.  Hz. Ali’nin dediği gibi “İnsanlar ya yaratılışta eşin veya dinde kardeşindir.’’ Bu kardeşlik, hür ve köle, beyaz, siyah istisnasız tüm insanlık için söz konusudur.

“Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra kan pıhtısından yaratan; sonra bebek olarak çıkaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonrada ihtiyarlamanız ki içinizden daha önce vefat edenleri de vardır ve belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan O’dur. Umulur ki düşünürsünüz”(Mümin suresi 67.ayet)

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir. Her şeyden haberdardır.(Hucûrat Suresi 13.ayet)

İslam anlayışında bu, insanlar arasındaki kardeşliğin birinci ve en geniş halkasıdır. Ondan sonra iman kardeşliği halkası gelmektedir. Buda yine Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin getirdiği tevhid inancını paylaşanların kardeşliğidir. İlk peygamber Hz. Âdem’e ve ondan sonra sırasıyla bütün peygamberlere inananlar Müslüman adını taşıyıp din kardeşi oldukları gibi, Hz. Musa Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in tebliğ ettikleri tevhid dinini kabul edenler de Müslüman ve din kardeşidirler. 

 Aşağıda meallerini vereceğim ayetler bunun en bariz delilleridir.

“Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştir; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’tan sakının ki size acısın.”(Hucûrat suresi 10.ayet)

 “Onlardan sonra gelenler: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz Sen şefkatlisin, merhametlisin” derler.(Haşr suresi 10.ayet)

 Ayette daha önce yaşamış olan bütün müminler “kardeş” olarak anılmakta ve onlar için bağışlanma dileğinde bulunulmaktadır.

 Burada Hz. Muhammed(sav)’in şu hadislerini zikretmekte, konunun daha iyi kavranması açısından yarar var.

 “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona haksızlık yapmaz, onu horlamaz ve onu düşmana teslim etmez.”(Buhari)

 “Müslüman kendisi için sevdiğini, kardeşi için sevmedikçe iman etmiş olamaz. (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Soy kardeşlerden, iman kardeşliğini gerçekleştiremeyenler iman kardeşliğini gerçekleştirenlerden ayrılmakta ve artık başka bir kamp oluşturmaktadırlar. Artık bu noktadan sonra insanlar iki gruba ayrılmaktadırlar. Ehl-i iman ve ehl-i küfür. Yüce Allah iman kardeşliğini tercih etmeyip soy kardeşliğinde kalanlardan ayrılmayı yani çizgiyi netleştirmeyi isteyerek şöyle buyurmaktadır.

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.” “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez”. (Tevbe Suresi 23-24.ayetler)

İman bağı artık çerçeveyi belirlemekte, saflar netleşmektedir. Her inanış, düşünüş, davranış ve eylem artık bu ölçü ile değerlendirilir. Bu çerçeve dışında kalanlar kendi aralarında bir toplum oluştururlar. Müminler de kendi aralarında bir toplum oluştururlar.

“Şüphesiz bu (bütün peygamberler ve ona iman edenler), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.” (Enbiya suresi 92.ayet)

“Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının” (Müminun suresi 52.ayet)

Aşağıda mealini vereceğim ayet iman-küfür ayrımını çok net ortaya koymaktadır, tereddüte yer bırakmamaktadır.

“Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah'a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah’ın tarafında olanlardır.”(Mücadele suresi 22.ayet)

 Bu temel Kur’an ölçüleri ışığında baktığımız zaman tarihi süreç içerisinde zaman-zaman ırkçılığın ve ulusculuğun (asabiyetin) zuhur ettiğini görüyoruz. Hz. Muhammed (sav) ve onun yetiştirdiği insanlar iman ve İslam kardeşliğinin en güzel örneğini ortaya koymuşlardır. Hz. Muhammed(sav) en yakınlarını tevhide çağırmaya başladığından itibaren bu ölçüyü netleştirmiş ve zirveye çıkarmıştır. En güçsüz, savunmasız, kimsesiz ve yalnız başına olduğu zamanlarda bile bu çizgiyi korumuş ve gözetmiştir. Bunu korumak ve gerçekleştirmek için yeri geldiğinde en büyük koruması olan Ebu Talib’in uzlaşma talebini red etmiş, amcası Ebu Leheb’i dışlamış, inanmayan akrabalarını dışarıda görmüştür. Bunun için müşrikler tarafından eziyet görmeyi, horlanmayı, üç yıl ambargo altında en zor şartlarda yaşamayı, toplumdan dışlanmayı ve sonunda çok sevdiği ve “Halkın beni çıkarmasaydı, senden ayrılamazdım” dediği Mekke’den ve her şeyinden uzaklaşıp hicret etmeyi göze almıştır. Hiçbir durumda asabi duygularla ve ölçülerle hareket etmemiş, aksine yeri geldiğinde bunların cahiliye bağları olduğunu, kişileri cehenneme götürdüğünü ve kesinlikle terk edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Kısaca özetlersek Hz. Muhammed(sav) ulusalcılığı yani (ırkçı milliyetçiliği) aşmış ve bütün müminlerin kardeşliği bilinciyle hareket etmiştir. En yakın dostları ve arkadaşları Ebu Bekir, Ömer, Osman ve diğer sahabeleri ehli beyitten saymazken Selman-ı Farisi’yi aileden saymıştır. Azatlı kölesi Zeyd ve onun oğlu Usame’ye Habeşli Bilal ve Bizanslı Suheyb’e  en az yukarıda saydığımız büyük sahabeleri kadar değer ve önem vermiştir. Hz. Zeyd’i Mute Savaşı’nda ordu komutanı yaparken yine Bizans’a karşı hazırlanan ordunun başına onun oğlu Usame’yi komutan yapmış. Bu azatlı kölenin oğlunun komutan olduğu bu orduda ashabın en seçkinleri birer nefer olarak bulunmuşlar ve görev yapmışlardır. 

Onların hayatında bunun ve iman kardeşliğinin gerektirdiği fedakârlık örnekleri sayılamayacak kadar çoktur.

Yüce Allah bizi, onları gerçekten anlayan ve onların çizgisinde hareket eden hakiki müminlerden eylesin. Selam ve dua ile…

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Süleyman FAYDALI - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aşıkpaşa Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aşıkpaşa Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Aşıkpaşa Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aşıkpaşa Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kirşehir Markaları

Aşıkpaşa Gazetesi, Kirşehir ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (386) 213 40 50
Reklam bilgi